Tartışmak ne kadar, nereye kadar?

Aşağıda, Formsante dergisi’nden Yaprak Çetinkaya’nın, Uzm. Psk. İlknur Yılmaz ile, “ilişkilerde tartışmak” üzerine yaptığı röportajı okuyabilirsiniz.

Sevdiğiniz insanla tartışmaktan değil, yanlış tartışmaktan korkun. Çünkü ortak bir sonuca varmaya odaklanarak tartışan çiftlerin ilişkisi daha sağlam temellere oturuyor, daha kuvvetli ve uzun ömürlü oluyor.


Tartışmak bir ilişkinin kaçınılmazıdır” diyor Uzman Klinik Psikolog İlknur Yılmaz ve ekliyor: “Çok nadir olarak çok uyumlu ve neredeyse hiç tartışmayan çiftler görsek de çoğu zaman tartışmanın olmadığı ilişkilerde sorunların görmezden gelindiğini söyleyebiliriz. Bu durumda sorunlara reaksiyon gösterilmiyor, çözüm yolları uygulamaya dökülmüyor, taraflar kendi içlerine dönüyor ve bir kilitlenme yaşanıyor.” Çok tartışan ya da hiç tartışmayan çiftlerin zamanla bu özelliklerini bir kimlik gibi üzerilerine giydiklerini ve ilişkilerinin “disfonksiyonel” yani fonksiyon gösteremeyen bir hale geldiğini belirten Uzman Psikolog Yılmaz, böyle durumlarda çiftlerin ilişkilerini sürdürseler dahi mutsuzluklarının yüzlerinden okunduğuna dikkat çekiyor. Bu mutsuzluk, kişilerin iş hayatlarına, sosyal hayatlarına ve çocukları ile ilişkilerine de yansıyor.


Peki çiftler arasındaki tartışmaları çeşitlere ayırabilir miyiz? Uzman Psikolog Yılmaz, çiftlerin tartışmalarını çekirdek ailelerin ve çekirdek aile olmayı başaramamış çiftlerin tartışmaları olarak ikiye ayırıyor ve ikinci grubun Türkiye’de çok kalabalık olduğuna dikkat çekiyor. Sosyoekonomik şartlar fark etmeksizin, ülkemizde birçok çift geldikleri aileden tam olarak kopamadıkları, yeni kurdukları ailenin sınırlarını çizemedikleri ve anne babaya karşı halen sorumluluk hissettikleri için sorun yaşıyor. Bu yaşananlar da birçok tartışmanın fitilini ateşliyor.

tartismak2

Tehlike çanları çalıyor mu?
Artık tartışmalarınızda hararetin yükselmesi şiddete dönüyorsa; psikolojik, fiziksel ve cinsel şiddetten biri yada birkaçı devreye giriyorsa, iki taraf da artık evliliklerinin devamı konusunda motivasyon eksikliği hissediyorsa evliliğinizin çatırdamaya başladığını düşünebilirsiniz. En önemli ayrıntı ise; tartışma anında yaşananların uyandırdığı hissin kişiden kişiye değişiyor olması. Her gün tartışan çiftlerden bazıları bu duruma karşı hassasiyet geliştirirken bazıları baş etmekte daha usta oluyor.

Sorunları baştan çözün
www.doktorsitesi.com internet sitesinde benzer soruları yanıtlayan Uzman Psikolog İlknur Yılmaz, çözemedikleri sorunları olduğuna inanan çiftlerin evliliklerinin ilk yılından itibaren terapiye başvurabileceğini söylüyor. Çiçeği burnunda çiftlerin evliliklerini kurtarmak için motivasyonlarının yüksek olduğunu belirten Yılmaz, “Çözemedikleri bazı sorunlar için el ele gelen, birbirlerinin gözünün içine sevgiyle bakan çiftlerin hayatında ufak tefek bazı şeyleri değiştirmeyi başardığımızda harika sonuçlar alıyoruz. Onlara problem çözme yöntemlerini öğretiyoruz. Böylece evliliklerini sağlam bir temele oturtmuş oluyorlar” diyor.

Kavga bir iletişim şekline dönüşüyor
Çiftler arasında incir çekirdeğini doldurmayacak diye tabir edilen sebeplerle de sık sık tartışmalar yaşanıyor. “İki yetişkin insan sudan sebeplerle birbirlerini neden üzüyor?” diye sorduğumuzda, Uzman Psikolog İlknur Yılmaz’ın yanıtı şöyle oluyor: “Bu tür tartışmaların sebebi ya biriktirilmiş ve söylenmemiş sıkıntılar ya da defalarca konuşulmaya çalışılmış ancak çözümlenememiş meseleler oluyor. Kişi çaresizlik noktasına geldiğinde bu tür tartışmalar çıkabiliyor. Kişinin ilişki dışındaki alanlarında yaşadığı stresler de bu durumu tetikliyor. Örneğin bir taraf o gün patronundan kötü davranış görmüşse sudan tartışmaların şiddeti artabiliyor.”

Enerjisi çok yüksek olan öfke ve üzüntü gibi duyguları yaratan sorunlar, çözümlenemediği zamanlar bu iletişim kopukluğu ve bloke edilme hissi kişiyi çaresiz bırakıyor. O yoğun enerjinin bir kanal bulup çıkması gerekiyor. İşte bu durumda da kavga çıkarmak bir iletişim şekline dönüşüyor. Bazen dışarı vurulamayan bu olumsuz enerjiler; depresif sendromlar ya da vücutta ağrılar, gerginlikler olarak kendini gösteriyor.

tartismak3

Unutmayın!
Tartışmalarda en önemli nokta kişilerin karşı taraf için “O benim en sevdiğim kişi. Beni anlamak istiyor” gibi olumlu düşünceler hissetmesi yani ruhsal bir yakınlık duyması. Aksi taktirde dikkat edeceğiniz hiçbir püf noktası fayda sağlamıyor.

Doğru tartışmayı öğrenin
➤ Biriktirmeyin Sorunları biriktirince olumsuz enerjiyi besliyorsunuz ve o da bir gün volkan gibi patlıyor. Buna izin vermeyin.
➤ Etiketlemeyin “Sakar, beceriksiz” gibi suçlayıcı, yargılayıcı sıfatlar kullanmayın. Kendinize dönük cümleler kurun. Var olan sorunun sizin için ne ifade ettiğini anlatın.
➤ Saygılı olun Hakaret içeren, küçümseyici, aşağılayıcı eleştiriler yapmayın.
➤ Dinleyin Karşınızdakinin konuşup boşalmasına izin verin. Bu sırada ses tonu da yükselebilir. Onun sözü bitince siz de her şeyi kendi açınızdan anlatın.
➤ Onun adına konuşmayın Eşinizin beynine girme ihtimaliniz yok. 20 yıllık evli olsanız da onun ne hissettiğini bilemezsiniz. “Sen böyle yaptın, böyle düşünüyorsun” diye üzerine gitmeyin. Kendinize ait duyguları konuşun.
➤ Empati kurun Herkesin aynı duyguları hissedemeyeceğini unutmayın ve karşı tarafa “Senin bulunduğun noktada değilim ama saygı ile karşılıyorum” mesajı verin.
➤ İma etmeyin Söylemek istediğinizi açıkça söyleyin, karşı tarafın imalarınızı anlamasını beklemeyin.
➤ Eski defterleri açmayın Geçmişi hatırlamak sorunu çözümlemediği gibi, var olan soruna da tuz biber eker.
➤ Galip çıkmaya çalışmayın Her zaman haklı olmayı beklemek çok hayalci bir yaklaşım. Önemli olan tartışmanın sonunda ortak bir zemini birlikte oluşturabilmek. Biraz sizin biraz da karşı tarafın beklentilerinde törpülenme olursa haksızlığa uğrama duygusunu yaşamazsınız.
➤ Karşılaştırma yapmayın Eşinizi, arkadaşınızın eşiyle ya da bir başkasıyla karşılaştırmayın.
➤ Şiddete başvurmayın Bir tartışmada hararet artabilir, sesinizi yükseltebilirsiniz ancak kesinlikle şiddetin hiçbir türüne başvurmayın.

tartismak4

Çocuklar da tartışmayı öğrenmeli
Genel kanı, çocukların önünde kavga etmemek gerektiği yönünde olsa da Uzman Psikolog İlknur Yılmaz, çocukların önünde doğru bir şekilde tartışmanın onları hayata hazırladığını söylüyor: “Anne babasının doğru yöntemlerle tartıştığını gören bir çocuk oyun oynarken arkadaşı ile yaşadığı anlaşmazlıkta duygularını nasıl ifade edeceğini öğrenir. Çünkü en doğru öğrenme yolu aile içinde öğrenmektir. Duyguların çocuktan gizlenmesi çocuğun ileride o duyguyla baş etmesini zorlaştırır. Anne babanın tartışmasında ses yükselse de çocuk tartışmanın normal olduğunu, sonunda da kötü bir şey olmayacağını hissetmeli.”

Özel günlerde kavga
Hiç dikkat ettiniz mi, beklentilerinizin en yüksek olduğu günlerde mutlaka bir tartışma patlak veriyor. Doğum gününüzde eşiniz beklediğiniz kadar ilgili olmadığı için kavga çıkarıyorsunuz ya da bir bayram günü aile ziyaretine giderken o size bağırmaya başlıyor. Tüm bunların sebebi özel günlerde beklentilerin artması ve buna bağlı olarak kaygının yükselmesi… Bunu önlemenin en kolay yolu ise böyle günlerde önceden planlar yapmamak, abartılı beklentiler içine girmemek ve günü akışına bırakmak. Bunu başarırsanız yıllar sonra dönüp baktığınızda 30. yaş gününüzdeki gözyaşlarınızı değil, beraber ne kadar çok güldüğünüzü hatırlamanız mümkün.


Mutlu evliliklerin ardındaki sır: Eşinizle aynı takımın oyuncusu olduğunuzu unutmayın!

istock_handsBirçok kişi evliliğe adım atarken, yaşanılan romantik duyguların da etkisiyle, “Bizim birbirimize olan duygularımız o kadar güçlü ki, biz hiçbir sorun yaşamayacağız, her zorluğu yenebiliriz, uğraşmamıza gerek bile kalmaz” diye düşünür. Ancak, zaman ilerledikçe, çevremizde hiçbir şeyi statik, durağan tutamadığımız gibi, evliliklerde de her şeyi ilk günkü gibi tutabilmek oldukça güçleşir. Hem kadın, hem de erkek cephesinde değişen ihtiyaçlar, arzular, istekler neticesinde çatışmalar kaçınılmaz olur. Eğer bu çatışma(lar) iyi ve etkili bir biçimde çözümlenemezse, bu durum kronik ve sancılı bir gerilime, öfke patlamalarına neden olabilir ve bir zamanlar ideal sıfatıyla tanımladığınız eşiniz ve evliliğiniz, yerini türlü olumsuz tanımlamalara bırakır.

Bir terapist olarak, sorunlarını “Sen haksızsın, ben haklıyım” tavrıyla ele almak yerine, “aynı takımın oyuncuları” gibi birlikte ele alan ve eşit derecede emek, çaba sarfeden çiftlerin daha mutlu ve sağlıklı evliliklere sahip olduklarını görürüm. İki taraf için de tatmin edici, mutlu ve huzurlu bir evliliğin anahtarının, sorunlara, anlaşmazlıklara ve çatışmalara sevgiyle ve destekleyici biçimde, bir takım arkadaşı gibi yaklaşmak olduğunu anlatabilmek ve bunu çiftlerin hayatlarına uygulayabilmelerini sağlamak, birçok evliliğin seyrinin olumlu anlamda değişmesine neden oluyor.

Takım çalışması becerilerinden yoksun çiftler, para, cinsel yaşam, duygusal ve sosyal paylaşımlar, akrabalarla ilişkiler, çocukların yetiştirilmesi, ev işleri gibi evlilik hayatına ilişkin birçok konular üzerinde, kendilerini çoğunlukla hep aynı tartışmaları yaparken, sürekli karşı tarafa atak yaparken bulurlar. Bu yaklaşım ile sorunlarını çözebilmeleri tabii ki mümkün olmaz ve kendilerini bu kısır döngüden kurtaramadıkları takdirde evliliklerinde açtıkları yara gittikçe derinleşir.

• Eşinizle sağlıklı iletişim kurabilmeniz,
• İstediğiniz şeyleri birbirinize açık ve net ifade edebilmeniz,
• Zararlı alışkanlıklarınızın üstesinden gelebilmeniz,
• İşe yaramayan katı tutumlarınızdan kurtulabilmeniz,
• Gerçekçi olmayan aşırı beklentileri törpüleyebilmeniz,
• İlişkinizi canlı ve yeni tutabilmenin yollarını öğrenebilmeniz

sayesinde, yani ilişki becerileri uygulayarak, mutlu bir evliliğinizin olmasını sağlayabilirsiniz.

İyi iletişimi olan ve sorunlarını çözerken “birlikte” hareket eden her çift sevgi ve saygı dolu, huzurlu bir evliliğe sahip olabilir. Bu tarzı benimsemiş olan çiftler:


• Ortak mutlulukları hedefler.
• Sorunlardan kaçmak yerine, onlarla yüzleşir.
• Birbirlerinin duygularını, isteklerini ve ihtiyaçlarını önemserler.
• Düşüncelerini ve duygularını rahat bir şekilde paylaşırlar.
• Birbirlerini her konuda destekledikleri ve yüreklendirdikleri gibi, güven ve huzur da sağlar.
• İlişkilerinden keyif alır.

Yaşam boyu sürecek bir ilişkide, her çift birçok sorunla karşı karşıya gelir. Aile yapılarının, deneyimlerin, eğitim durumlarının, evliliğe dair sahip olunan değerlerin ve inançların ve daha bir çok özelliğin farklı olması nedeniyle tartışmalar, çatışmalar yaşanabilir. Bu çok normal bir durumdur; asıl mesele, bu farklılıkların aynı potada nasıl eritildiğidir. Eğer her tartışmada bir kazanan, bir de kaybeden aranıyorsa, yani  “takım arkadaşlığı” bakış açısı yoksa, bir süre sonra bu ufak tartışmalar bir güç savaşına dönüşür ve her iki tarafın da yıpranması, ilişkiden kopması ile sonuçlanır.

Evliliklerinizde/ilişkilerinizde hararetli bir tartışmaya girmeye başladığınızı hissettiğinizde, hem kendinize, hem de eşinize/arkadaşınıza şu cümleyi söylemeyi deneyin: “Şu an belki birbirimizi anlayamıyoruz, belki olumsuz duygularımız çok yoğun ama ben seni seviyorum ve bu konuyu “birlikte” halledebileceğimize yürekten inanıyorum.”

İlişkilerinizde siz de birer medyum musunuz?!

dumped 

Size “Medyumlara inanır mısınız?” diye sorsam sanırım bir çoğunuz “Tabii ki hayır” diyecektir, “Olur mu hiç öyle şey!”  diyecektir. Ancak, gündelik yaşamımızdaki ilişkilerimizde defalarca medyumluk yapmaya çalışıyoruz. Nasıl mı? Tabii ki, başkalarının zihinlerini okumaya çalışarak; duygularına, düşüncelerine, bize karşı olan tavırlarına karşılık kendi senaryolarımızı yazarak..Bu senaryolara inanarak, duygularımızı varsayımlar üzerine yaşayarak da yaşantımızı daha karanlık bir hale getirmekte üstümüze yok! 

Özellikle kadınlar cephesinde, karşı cinsle tanıştıktan sonra arkası kesilmeyen zihin okuma egzersizlerine başlandığını gözlemleyebilirsiniz. Bu durum önce analiz sorularıyla başlar: “Beni beğendi mi acaba?” “Bu sözleriyle ne demek istedi?”, “Tekrar arayacak mı?” Bu noktada, kadının önceki yaşam deneyimlerinin, kişilik özelliklerinin ve gözlemlerinin harmanlanması sonucunda akıl yürütmeler, hipotezler, teoriler dökülmeye başlar. Kadınlar açısından ne kadar enerji tüketici, pozitiflikten negatifliğe bir dönüş ve öz-güven zedeleyici bir eğilimdir bu! Oysa, her şey yeni başlamıştır..Yeni bir ilişki inşa edilirken, her şeyi doğal akışında yaşamak, başkasının dünyasını yavaş yavaş keşfetmenin keyfini çıkarmak varken, bu aceleye pek de gerek yoktur aslında. 

Zihin okuma konusunda kadın-erkek ayrımı yoktur, keza ilişkinin niteliği de önemli değildir. Örneğin, rekabetin had safhada olduğu günümüzün çalışma hayatında, iş yerlerindeki ast-üst ilişkileri daha da fazla önem kazanmakta olduğundan, şefinizin, müdürünüzün tavırları, yüzündeki ifade, sizinle nasıl konuştuğu üzerine de aynı “zihin okuma” kısır döngüsü baş gösterir. Sizinle hiç ilgisi olmasa da müdürünüzün asık yüzü sizi sıkıntıdan sıkıntıya sokar, kesin size sinirlidir, acaba nedendir, işten mi çıkarılacaksınızdır?! O gününüz maalesef, negatif enerjiyi içinizde büyütmekle geçer, hatta işten çıkarıldığınızda ne yapacağınız konusunda düşünmeye başlamış bile bulabilirsiniz kendinizi.                                                                         

Zihin okuma ilişkilerimize genellikle yarardan çok zarar getirir, çünkü bir başkasının (bu kişi, çok iyi tanıdığınızı sandığınız en yakınınız olsa bile) duygularını, düşüncelerini ve davranışlarını onlardan bilgi almadan net bir biçimde yorumlayabilmek mümkün değildir. Başkalarının zihinlerini okuyarak kendinizce değerlendirmeler yapmak sizi yanlış yollara sürükleyebilir, sonrasında ise ilişki problemlerine yol açabilir. Bu, aynı zamanda sizin için de oldukça yıpratıcıdır. Sürekli başkalarının içsel dünyaları üzerine yorumlar, analizler yapmanın getirdiği gerilim bedeninize yansıyabilir: Baş, boyun, sırt, omuz ağrıları; uyku sorunları yaşamınızı keyifsiz hale getirebilir.  

“Artık yoruldum bu durumdan!” diyorsanız, zihninizi size yarar getirecek başka konulara yormaya karar verdiyseniz, aşağıdaki önerileri uygulayabilirsiniz. 

Gözlemlediğiniz her şeyi kişisel algılamayın 

Eğer siz de sürekli zihin okuyorsanız, başkalarının davranışlarının sizin hakkınızdaki düşüncelerinin ve duygularının birer yansımaları olduğunu varsayıyorsunuz demektir. Gerçekte ise, söz konusu kişi eşiniz gibi uzun süredir tanıdığınız birisi olsa bile, yaptığı ya da yapmadığı şeylerin çoğu sizle ilgili olmamakla beraber, kendi yaşamı ve koşulları ile ilgili olabilir. Özellikle evlilik gibi uzun soluklu birlikteliklerde, çiftlerin duygularının her zaman aynı düzeyde olmasını beklemek çok sağlıklı değildir.  

Açık iletişim kurun

Zihin okumak ve yorumlamak yerine iletişim kurabilirsiniz. Karşınızdaki kişiye sorular sorarak, kendi duygularınızı ve isteklerinizi ifade edip paylaşabilirsiniz. Söylemek istediklerinizi, sakin ve saygılı bir biçimde söyleyerek, hem kendi varoluşunuzu ortaya koymuş, hem de her şeyi netleştirmek için önemli bir adım atmış olursunuz. Sessiz bir biçimde iç dünyanızdan kopup gelen düşüncelerin yerine sağlıklı ve açık bir iletişim tarzını benimseyerek, kendinizi zihinsel yorgunluktan ve gerilimden de kurtarabilir, çevrenizdekilerle daha kaliteli ilişkiler kurabilirsiniz.

 

 

İyi dileklerimle,

Uzman Klinik Psikolog İlknur Yılmaz