Evlilik terapisi çiftlere nasıl yardımcı olur?

Bir ilişkide mutsuzluk yaratan çeşitli faktörlerden söz edilebilir. Sadakatsizlik, alkol ve madde bağımlılıkları, iletişim kopukluğu ve saldırganlık bunlardan sadece bir kaçıdır. Partnerler ilişkilerinde mutsuzluğu değil de mutluluğu bulmaya karar verdiklerinde çoğunlukla nereden başlayacaklarını, bunu nasıl başaracaklarını bilemez. O ana kadar içlerinde biriken olumsuzlukları bir kalemde silip atmak oldukça zor gelir. Birbirlerine bir süredir yaşadıkları olumsuz duyguların etkisiyle bakmaya alışmışlardır çünkü. İlişkinin ne kadardır devam ettiği, birbirlerini ne kadar uzun zamandır tanıdıkları da sorunları hemen çözebilmelerinde etkili olmaz. Bulundukları nokta çok karışık gelir, sanki çıkmaz sokakta gibi hissedilir. Bu bağlamda, profesyonel bir yardım almak çoğu çift için sorunların rahat bir biçimde çözülebilmesi için önemli bir adım olmaktadır.

Evlilik terapisi çiftlerin sorunlarını net bir biçimde görebilmelerine ve birbirlerini anlamalarına yardımcı olur. Üzerinde çatışma yaşanan konu ne olursa olsun iki taraf da kendi duygusunu (kırgınlık, üzüntü, öfke gibi) çok yoğun yaşayacağından, birbirlerinin perspektifini anlamaları bir hayli güç olur. Bu noktada, terapist adeta bir tercüman görevini üstlenir. Sadece sorunların farkına varılması ve tespit edilmesi çözüm için yeterli olmaz. Bu sadece bir başlangıçtır. Objektif bir bakış açısına sahip, tamamen tarafsız bir uzman görüşü ile beraber sorunlar çözümlenmeye başlar,  “anlaşma” ve “uzlaşma” zemini yavaş yavaş sağlanır. Evlilik terapisti iki kişiye de eşit mesafede bulunarak, çiftler için rehberlik yapar, terapi sürecinde ilişkilerini yeniden yapılandırmalarını sağlar. Böylelikle, çiftler eskisinden çok daha sağlam ve yakın bir ilişkinin kapısını aralar.

Terapist mevcut çatışmalar ve ileride yaşanabilecek çatışmaların nasıl çözülebileceğine dair beceri ve yöntemleri sunar ve çiftin uygulamasını sağlar. Etkili iletişim yöntemlerini öğrenen ve başarıyla uygulayabilen çiftler duygu ve düşüncelerini nasıl ifade edebileceklerini öğrenmenin yanı sıra, karşılarındaki kişinin farklı düşünüp hissedebileceğini bilir. Bu kabul ile birlikte, çiftler daha rahat ve huzurlu hisseder ve bu da birbirlerine duydukları yakınlık hissini artırır. Başarılı bir terapi süreci yaşayan çiftler birbirlerinin farklılıklarını kabul etmeyi, çözüm bulmayı ve sağlıklı biçimde tartışabilmeyi öğrenir.

Evlilik (çift) terapilerinde her çift için özel bir yol izlenir ve ilk seanslarda birlikte bir yol haritası belirlenir. Sorun alanları tespit edildikten sonra terapi süreci başlar ve sorunlarını çözümlemek için isteği olan her çift, bir kaç seans sonrasında, hem kendilerine, hem partnerlerine, hem de ilişkilerine farklı bir gözle bakmaya başlar. Evlilik terapisinin en keyifli yanlarından biri de süreçtir. bu alanda uzmanlaşmış bir klinik psikolog ya da psikiyatrist yapıcı ve onarıcı üslubuyla, çiftlerin ilişkilerini keyifli, mutlu ve huzurlu hale getirmelerini sağlar, bu alanda değişik yöntemlerden faydalanır ve ev ödevleri verir. Bir başka deyişle, terapi süreci sadece sorunlara odaklanılan kısır ve sıkıcı bir süreç değil, çiftlere özel mutluluk anahtarlarının sunulduğu keyifli bir süreçtir de aynı zamanda.

 

İyi dileklerimle,

 

Uzman Psikolog İlknur Yılmaz

Tartışmak ne kadar, nereye kadar?

Aşağıda, Formsante dergisi’nden Yaprak Çetinkaya’nın, Uzm. Psk. İlknur Yılmaz ile, “ilişkilerde tartışmak” üzerine yaptığı röportajı okuyabilirsiniz.

Sevdiğiniz insanla tartışmaktan değil, yanlış tartışmaktan korkun. Çünkü ortak bir sonuca varmaya odaklanarak tartışan çiftlerin ilişkisi daha sağlam temellere oturuyor, daha kuvvetli ve uzun ömürlü oluyor.


Tartışmak bir ilişkinin kaçınılmazıdır” diyor Uzman Klinik Psikolog İlknur Yılmaz ve ekliyor: “Çok nadir olarak çok uyumlu ve neredeyse hiç tartışmayan çiftler görsek de çoğu zaman tartışmanın olmadığı ilişkilerde sorunların görmezden gelindiğini söyleyebiliriz. Bu durumda sorunlara reaksiyon gösterilmiyor, çözüm yolları uygulamaya dökülmüyor, taraflar kendi içlerine dönüyor ve bir kilitlenme yaşanıyor.” Çok tartışan ya da hiç tartışmayan çiftlerin zamanla bu özelliklerini bir kimlik gibi üzerilerine giydiklerini ve ilişkilerinin “disfonksiyonel” yani fonksiyon gösteremeyen bir hale geldiğini belirten Uzman Psikolog Yılmaz, böyle durumlarda çiftlerin ilişkilerini sürdürseler dahi mutsuzluklarının yüzlerinden okunduğuna dikkat çekiyor. Bu mutsuzluk, kişilerin iş hayatlarına, sosyal hayatlarına ve çocukları ile ilişkilerine de yansıyor.


Peki çiftler arasındaki tartışmaları çeşitlere ayırabilir miyiz? Uzman Psikolog Yılmaz, çiftlerin tartışmalarını çekirdek ailelerin ve çekirdek aile olmayı başaramamış çiftlerin tartışmaları olarak ikiye ayırıyor ve ikinci grubun Türkiye’de çok kalabalık olduğuna dikkat çekiyor. Sosyoekonomik şartlar fark etmeksizin, ülkemizde birçok çift geldikleri aileden tam olarak kopamadıkları, yeni kurdukları ailenin sınırlarını çizemedikleri ve anne babaya karşı halen sorumluluk hissettikleri için sorun yaşıyor. Bu yaşananlar da birçok tartışmanın fitilini ateşliyor.

tartismak2

Tehlike çanları çalıyor mu?
Artık tartışmalarınızda hararetin yükselmesi şiddete dönüyorsa; psikolojik, fiziksel ve cinsel şiddetten biri yada birkaçı devreye giriyorsa, iki taraf da artık evliliklerinin devamı konusunda motivasyon eksikliği hissediyorsa evliliğinizin çatırdamaya başladığını düşünebilirsiniz. En önemli ayrıntı ise; tartışma anında yaşananların uyandırdığı hissin kişiden kişiye değişiyor olması. Her gün tartışan çiftlerden bazıları bu duruma karşı hassasiyet geliştirirken bazıları baş etmekte daha usta oluyor.

Sorunları baştan çözün
www.doktorsitesi.com internet sitesinde benzer soruları yanıtlayan Uzman Psikolog İlknur Yılmaz, çözemedikleri sorunları olduğuna inanan çiftlerin evliliklerinin ilk yılından itibaren terapiye başvurabileceğini söylüyor. Çiçeği burnunda çiftlerin evliliklerini kurtarmak için motivasyonlarının yüksek olduğunu belirten Yılmaz, “Çözemedikleri bazı sorunlar için el ele gelen, birbirlerinin gözünün içine sevgiyle bakan çiftlerin hayatında ufak tefek bazı şeyleri değiştirmeyi başardığımızda harika sonuçlar alıyoruz. Onlara problem çözme yöntemlerini öğretiyoruz. Böylece evliliklerini sağlam bir temele oturtmuş oluyorlar” diyor.

Kavga bir iletişim şekline dönüşüyor
Çiftler arasında incir çekirdeğini doldurmayacak diye tabir edilen sebeplerle de sık sık tartışmalar yaşanıyor. “İki yetişkin insan sudan sebeplerle birbirlerini neden üzüyor?” diye sorduğumuzda, Uzman Psikolog İlknur Yılmaz’ın yanıtı şöyle oluyor: “Bu tür tartışmaların sebebi ya biriktirilmiş ve söylenmemiş sıkıntılar ya da defalarca konuşulmaya çalışılmış ancak çözümlenememiş meseleler oluyor. Kişi çaresizlik noktasına geldiğinde bu tür tartışmalar çıkabiliyor. Kişinin ilişki dışındaki alanlarında yaşadığı stresler de bu durumu tetikliyor. Örneğin bir taraf o gün patronundan kötü davranış görmüşse sudan tartışmaların şiddeti artabiliyor.”

Enerjisi çok yüksek olan öfke ve üzüntü gibi duyguları yaratan sorunlar, çözümlenemediği zamanlar bu iletişim kopukluğu ve bloke edilme hissi kişiyi çaresiz bırakıyor. O yoğun enerjinin bir kanal bulup çıkması gerekiyor. İşte bu durumda da kavga çıkarmak bir iletişim şekline dönüşüyor. Bazen dışarı vurulamayan bu olumsuz enerjiler; depresif sendromlar ya da vücutta ağrılar, gerginlikler olarak kendini gösteriyor.

tartismak3

Unutmayın!
Tartışmalarda en önemli nokta kişilerin karşı taraf için “O benim en sevdiğim kişi. Beni anlamak istiyor” gibi olumlu düşünceler hissetmesi yani ruhsal bir yakınlık duyması. Aksi taktirde dikkat edeceğiniz hiçbir püf noktası fayda sağlamıyor.

Doğru tartışmayı öğrenin
➤ Biriktirmeyin Sorunları biriktirince olumsuz enerjiyi besliyorsunuz ve o da bir gün volkan gibi patlıyor. Buna izin vermeyin.
➤ Etiketlemeyin “Sakar, beceriksiz” gibi suçlayıcı, yargılayıcı sıfatlar kullanmayın. Kendinize dönük cümleler kurun. Var olan sorunun sizin için ne ifade ettiğini anlatın.
➤ Saygılı olun Hakaret içeren, küçümseyici, aşağılayıcı eleştiriler yapmayın.
➤ Dinleyin Karşınızdakinin konuşup boşalmasına izin verin. Bu sırada ses tonu da yükselebilir. Onun sözü bitince siz de her şeyi kendi açınızdan anlatın.
➤ Onun adına konuşmayın Eşinizin beynine girme ihtimaliniz yok. 20 yıllık evli olsanız da onun ne hissettiğini bilemezsiniz. “Sen böyle yaptın, böyle düşünüyorsun” diye üzerine gitmeyin. Kendinize ait duyguları konuşun.
➤ Empati kurun Herkesin aynı duyguları hissedemeyeceğini unutmayın ve karşı tarafa “Senin bulunduğun noktada değilim ama saygı ile karşılıyorum” mesajı verin.
➤ İma etmeyin Söylemek istediğinizi açıkça söyleyin, karşı tarafın imalarınızı anlamasını beklemeyin.
➤ Eski defterleri açmayın Geçmişi hatırlamak sorunu çözümlemediği gibi, var olan soruna da tuz biber eker.
➤ Galip çıkmaya çalışmayın Her zaman haklı olmayı beklemek çok hayalci bir yaklaşım. Önemli olan tartışmanın sonunda ortak bir zemini birlikte oluşturabilmek. Biraz sizin biraz da karşı tarafın beklentilerinde törpülenme olursa haksızlığa uğrama duygusunu yaşamazsınız.
➤ Karşılaştırma yapmayın Eşinizi, arkadaşınızın eşiyle ya da bir başkasıyla karşılaştırmayın.
➤ Şiddete başvurmayın Bir tartışmada hararet artabilir, sesinizi yükseltebilirsiniz ancak kesinlikle şiddetin hiçbir türüne başvurmayın.

tartismak4

Çocuklar da tartışmayı öğrenmeli
Genel kanı, çocukların önünde kavga etmemek gerektiği yönünde olsa da Uzman Psikolog İlknur Yılmaz, çocukların önünde doğru bir şekilde tartışmanın onları hayata hazırladığını söylüyor: “Anne babasının doğru yöntemlerle tartıştığını gören bir çocuk oyun oynarken arkadaşı ile yaşadığı anlaşmazlıkta duygularını nasıl ifade edeceğini öğrenir. Çünkü en doğru öğrenme yolu aile içinde öğrenmektir. Duyguların çocuktan gizlenmesi çocuğun ileride o duyguyla baş etmesini zorlaştırır. Anne babanın tartışmasında ses yükselse de çocuk tartışmanın normal olduğunu, sonunda da kötü bir şey olmayacağını hissetmeli.”

Özel günlerde kavga
Hiç dikkat ettiniz mi, beklentilerinizin en yüksek olduğu günlerde mutlaka bir tartışma patlak veriyor. Doğum gününüzde eşiniz beklediğiniz kadar ilgili olmadığı için kavga çıkarıyorsunuz ya da bir bayram günü aile ziyaretine giderken o size bağırmaya başlıyor. Tüm bunların sebebi özel günlerde beklentilerin artması ve buna bağlı olarak kaygının yükselmesi… Bunu önlemenin en kolay yolu ise böyle günlerde önceden planlar yapmamak, abartılı beklentiler içine girmemek ve günü akışına bırakmak. Bunu başarırsanız yıllar sonra dönüp baktığınızda 30. yaş gününüzdeki gözyaşlarınızı değil, beraber ne kadar çok güldüğünüzü hatırlamanız mümkün.


Bir ömür boyu süren ilişkiler için..

Evliliklerde çiftlerin kendilerini birbirlerine ne kadar yakın hissettikleri ve ne kadar bağlı oldukları bir evliliğin uzun süre devam etmesindeki en önemli unsurlardır. Güçlü bir iletişim, çatışmaları yapıcı bir biçimde çözümleme becerileri, ortak paylaşımların, değerlerin varlığı, iki taraf için de tatmin edici bir duygusal yakınlığın bulunması, iyi bir evliliğin temel taşlarıdır. Yapılan bilimsel araştırmalar, maddi olarak iniş-çıkış yaşamayan, çiftlerin geldikleri öz aileleriyle de olumlu ilişkilerinin olmasının da evliliklerin uzun ve mutlu bir şekilde sürmesi ile ilintili olduğunu gösteriyor.

Başarısızlıkla sonuçlanan evliliklere baktığımızda, erken yaşlarda (20li yaşların başları ya da daha erken) yapılan evliliklerin bir risk faktörü olarak karşımıza çıktığını görüyoruz. Erken yaşlarda fiziksel beğeni, aşk gibi kavramlara bağlı olarak evlenme kararı alınabiliyor, ki salt beğeni ve çekicilik gibi özelliklerin iyi ve uzun süreli bir evlilik için yeterli olduğunu söylemek bir hayli güç. Daha ileriki yaşlarda yapılan evliliklerde ise kişiler, kendilerinin ve bir ilişkiden beklentilerinin daha net farkında olmaları durumunda daha sağlıklı kararlar verebiliyor.

Evlilik kararı almada acele etmemek de sağlıklı bir beraberlik için önemli bir unsurdur.  Tanıştıktan kısa bir süre sonra (örneğin 4-5 ayda) evlenme kararı alan kişilerin birbirlerini henüz yeterince  tanıyamamalarından kaynaklanan sorunlar yaşamaları yüksek bir olasılıktır. Birlikte sorun yaşadıkları zaman nasıl ele alabileceklerini bilemeyen, birbirlerinin farklı yönlerini evlilik içinde yeni gören çiftler pek çok çatışmalı duyguyu bir arada yaşayabilir. Bunun sonucunda, alınan evlilik kararı da daha çok sorgulanır.

Beraberliklerde zıt kutupların birbirini çektiği epey yaygın bir yanlış inanıştır. İlk başta kişilerin kendilerinden farklı buldukları karşı cinse dönük bir ilgi ve merakları olur elbette, ancak kendilerine daha çok benzeyen kişilerle kurulan ilişkilerin daha uzun sürdüğü de bilinen bir gerçektir. Yapılan çalışmalar, ilgi alanları, değerler, kişilik özellikleri, tutum, eğitim durumu gibi faktörler açısından benzerlikler gösteren çiftlerin daha mutlu ve uzun süren beraberlikleri olduğunu göstermektedir.

İyi ve kaliteli bir iletişim başarılı bir evliliğin “olmazsa olmazı”dır. İletişim problemleri yaşayan çiftlerin bu anlamda sorun yaşamayan çiftlere kıyasla boşanma oranları daha yüksektir. Sürekli haklıyı haksızı aramak üzerine yapılan tartışmalar; yargılayıcı, eleştirel, duyguları hiçe sayan konuşma biçimi, olumsuz sıfatlarla yapılan hitaplar şüphesiz ki çiftleri birbirlerinden git gide uzaklaştıracaktır.

Bizim de psikoterapist olarak ilişki ve evlilik terapilerinde en çok üzerinde durduğumuz, odaklandığımız konulardan biri de çiftler arasındaki iletişimi geliştirmektir. Evliliklerde ufak tefek gündelik sorunların ele alınması çok gerekli olmamakla beraber, eğer belli sorunlar tekrar tekrar yaşanıyor,  ancak çözümlenemiyorsa, ya da kişiler için önem teşkil eden konular bir türlü konuşulamıyorsa, bunların açık bir şekilde konuşulup, ele alınması gerekir. Çiftlerin düştüğü en büyük yanılgı “Ben söylemeden eşim beni anlasın”  düşüncesidir. Söz konusu 20 yıllık bir beraberlik dahi olsa, partnerlerin birbirlerinin düşüncelerini, ihtiyaçlarını, isteklerini otomatik olarak bilmesi beklenmemelidir. Yetersiz bir iletişim yanlış anlaşılmalara yol açar, bu da gereksiz çatışmalara neden olur. Bu şekilde yaşanan iletişim sorunları zaman içinde çiftlerin birbirlerinden duygusal açıdan uzaklaşmalarıyla sonuçlanır.

 

Mutlu ve uzun süreli ilişkiler kurmanız dileğiyle.. 

Uzman Psikolog İlknur Yılmaz

Mutlu evliliklerin ardındaki sır: Eşinizle aynı takımın oyuncusu olduğunuzu unutmayın!

istock_handsBirçok kişi evliliğe adım atarken, yaşanılan romantik duyguların da etkisiyle, “Bizim birbirimize olan duygularımız o kadar güçlü ki, biz hiçbir sorun yaşamayacağız, her zorluğu yenebiliriz, uğraşmamıza gerek bile kalmaz” diye düşünür. Ancak, zaman ilerledikçe, çevremizde hiçbir şeyi statik, durağan tutamadığımız gibi, evliliklerde de her şeyi ilk günkü gibi tutabilmek oldukça güçleşir. Hem kadın, hem de erkek cephesinde değişen ihtiyaçlar, arzular, istekler neticesinde çatışmalar kaçınılmaz olur. Eğer bu çatışma(lar) iyi ve etkili bir biçimde çözümlenemezse, bu durum kronik ve sancılı bir gerilime, öfke patlamalarına neden olabilir ve bir zamanlar ideal sıfatıyla tanımladığınız eşiniz ve evliliğiniz, yerini türlü olumsuz tanımlamalara bırakır.

Bir terapist olarak, sorunlarını “Sen haksızsın, ben haklıyım” tavrıyla ele almak yerine, “aynı takımın oyuncuları” gibi birlikte ele alan ve eşit derecede emek, çaba sarfeden çiftlerin daha mutlu ve sağlıklı evliliklere sahip olduklarını görürüm. İki taraf için de tatmin edici, mutlu ve huzurlu bir evliliğin anahtarının, sorunlara, anlaşmazlıklara ve çatışmalara sevgiyle ve destekleyici biçimde, bir takım arkadaşı gibi yaklaşmak olduğunu anlatabilmek ve bunu çiftlerin hayatlarına uygulayabilmelerini sağlamak, birçok evliliğin seyrinin olumlu anlamda değişmesine neden oluyor.

Takım çalışması becerilerinden yoksun çiftler, para, cinsel yaşam, duygusal ve sosyal paylaşımlar, akrabalarla ilişkiler, çocukların yetiştirilmesi, ev işleri gibi evlilik hayatına ilişkin birçok konular üzerinde, kendilerini çoğunlukla hep aynı tartışmaları yaparken, sürekli karşı tarafa atak yaparken bulurlar. Bu yaklaşım ile sorunlarını çözebilmeleri tabii ki mümkün olmaz ve kendilerini bu kısır döngüden kurtaramadıkları takdirde evliliklerinde açtıkları yara gittikçe derinleşir.

• Eşinizle sağlıklı iletişim kurabilmeniz,
• İstediğiniz şeyleri birbirinize açık ve net ifade edebilmeniz,
• Zararlı alışkanlıklarınızın üstesinden gelebilmeniz,
• İşe yaramayan katı tutumlarınızdan kurtulabilmeniz,
• Gerçekçi olmayan aşırı beklentileri törpüleyebilmeniz,
• İlişkinizi canlı ve yeni tutabilmenin yollarını öğrenebilmeniz

sayesinde, yani ilişki becerileri uygulayarak, mutlu bir evliliğinizin olmasını sağlayabilirsiniz.

İyi iletişimi olan ve sorunlarını çözerken “birlikte” hareket eden her çift sevgi ve saygı dolu, huzurlu bir evliliğe sahip olabilir. Bu tarzı benimsemiş olan çiftler:


• Ortak mutlulukları hedefler.
• Sorunlardan kaçmak yerine, onlarla yüzleşir.
• Birbirlerinin duygularını, isteklerini ve ihtiyaçlarını önemserler.
• Düşüncelerini ve duygularını rahat bir şekilde paylaşırlar.
• Birbirlerini her konuda destekledikleri ve yüreklendirdikleri gibi, güven ve huzur da sağlar.
• İlişkilerinden keyif alır.

Yaşam boyu sürecek bir ilişkide, her çift birçok sorunla karşı karşıya gelir. Aile yapılarının, deneyimlerin, eğitim durumlarının, evliliğe dair sahip olunan değerlerin ve inançların ve daha bir çok özelliğin farklı olması nedeniyle tartışmalar, çatışmalar yaşanabilir. Bu çok normal bir durumdur; asıl mesele, bu farklılıkların aynı potada nasıl eritildiğidir. Eğer her tartışmada bir kazanan, bir de kaybeden aranıyorsa, yani  “takım arkadaşlığı” bakış açısı yoksa, bir süre sonra bu ufak tartışmalar bir güç savaşına dönüşür ve her iki tarafın da yıpranması, ilişkiden kopması ile sonuçlanır.

Evliliklerinizde/ilişkilerinizde hararetli bir tartışmaya girmeye başladığınızı hissettiğinizde, hem kendinize, hem de eşinize/arkadaşınıza şu cümleyi söylemeyi deneyin: “Şu an belki birbirimizi anlayamıyoruz, belki olumsuz duygularımız çok yoğun ama ben seni seviyorum ve bu konuyu “birlikte” halledebileceğimize yürekten inanıyorum.”