İşi işte bitiremediğinizde..

Eve iş taşıma nadiren olan bir durum ise farklı, rutin hale gelmişse farklı değerlendirilmelidir. Sık bir biçimde evde de çalışıyor olmak normal bir durum değildir. İşler iş yerinde tamamlanamıyorsa, kişinin kapasitesi üzerinde bir çalışma yükü olduğu sonucunu çıkarabiliriz.

Günümüzde, Türkiye koşullarında,  birçok çalışanın kişisel potansiyeli üzerinde çalıştığını ve çalıştırıldığını gözlemliyorum. Gerek kurumsal, gerekse şahıs firmalarındaki başarı, rekabet, performans vurgusu çalışanlar üzerinde çok fazla baskı yaratıyor. Çalışanların büyük bir çoğunluğu işlerini kaybetmeyi göze alamadıkları için kendilerine verilen her işi kabul etmek zorunda hissediyor ve çalışan memnuniyetini ve motivasyonunu göz önünde bulundurmayan işverenler de bu durumu değerlendiriyor.

Eve iş taşımak ve stresi evde de yaşamak kişisel, ilişkisel ve sosyal açılardan bir çok olumsuz sonucu da beraberinde getirir. Bireysel psikolojik sağlık ve tatmin için kişilerin hayatının bir denge içinde olması gerekir. Yani, kişisel kapasiteye uygun çalışma saatleri, yeterli bir dinlenme süresi, eşle ya da arkadaşlarla geçirilen yeterli zaman olmalıdır. Bu bağlamda, eve iş taşıyan kişi diğer önemli ihtiyaçlarını karşılayamamış olacak ve bu da onda bir psikolojik yoksunluk ve mutsuzluk yaratacaktır. Bu mutsuzluk da işe motivasyonunu düşürecek ve böylelikle verimli çalışması mümkün olmayacaktır. Bu şekilde bir yaşam döngüsü olan kişilerde sıklıkla depresyon, tükenmişlik sendromu ve kaygı bozuklukları görüyoruz. İşverenlerin ilk etapta düşündükleri belki şirketleri adına daha yüksek başarı grafiğiyken, depresyon yaşayan bir çalışanın olması tam tersi bir sonuca neden olacaktır. İşverenlerin bu noktada tablonun genelini görebilmeleri, geniş bir vizyona sahip olmaları önem kazanmaktadır.

İş ve özel yaşam dengesinin kurulması için çalışanların öncelikle kendi önceliklerini saptaması gerekir. Örneğin, bir işe başvuruda bulunurken “Yeter ki şu kadar para kazanayım, diğer koşullar önemli değil” diyorsa, sonrasında farklı durumlarla karşı karşıya geldiğinde hakkını yeterince savunamaz. İyi yaşamak için maddi kazanç şüphesiz ki çok önemli ancak mutluluk ve huzuru sağlamak konusunda tek başına yeterli değil. Ruhumuzun da beslenmeye ihtiyacı var ve günün neredeyse tamamını çalışarak geçirmek bizi mutsuz ve çökkün yapacaktır.

Çalışma hayatında herkes kendi kapasitesinin farkında olmalı ve bu kapasitenin üzerindeki iş beklentisi karşısında “Hayır” da diyebilmelidir. Hayır derken, bunun nedenleri de ortaya konulmalı ve iş beklentisi olan kişinin kendisini anlaması için bir zemin oluşturmalıdır.

Kadınlar ve erkekler açısından bakıldığında ise, kadınlar eğer evli iseler, eve iş taşıdığında, bu durumun üstlendikleri diğer sorumluluklarla daha çok çakıştığını görüyoruz. Toplumumuzda, her ne kadar evliliğin müşterek bir paylaşım gerektirdiği fikri ağırlık kazanmaya başlasa da, yine de bazı eve dair sorumlulukların kadınlar tarafından otomatik biçimde üstlenildiğini görüyoruz. Eve iş getiren kadın, bir yandan ev işleri, yemek ve bir de çocuk varsa onun bakımını üstlendiğinde sonuç oldukça olumsuz olabiliyor.

Eve iş taşımanın bir başka nedeni de plansız ve programsız çalışma, kötü zaman yönetimi de olabilir. Çalışma saatlerinde öncelikli ve önemli işler erteleniyor, daha basit ve detay işler önce yapılıyorsa, işlerin yetişmemesi kaygısıyla eve iş götürülüyor olabilir. Zaman yönetimi bir çalışan için çok önemlidir. Örneğin, sık sık yapılan mail kontrolleri, gereğinden fazla uzun süren telefon konuşmaları, toplantılar işe ayrılan zamandan çalan durumlardır. Çalışan herkesin zaman yönetimi ve etkin iş planlaması konusunda bilgili olması gerekir.

 

Uzman Klinik Psikolog İlknur Yılmaz Aytaç

Ofis Tel: 0212 661 78 87

Ofis Adres: Ataköy 9. Kısım Olimpiyat Sitesi D 13-B D:13 Bakırköy / İstanbul

Vajinismus tedavisinde psikolog desteği nasıl olur?

Vajinismus (cinsel birleşmenin kadında meydana gelen vajinal kasılmalar ve korkular nedeniyle olamaması) şikayetiyle bana başvuran danışanlarımda sıklıkla gözlemlediğim bir durum, özellikle ilk deneme ve hayal kırıklığının üzerinden belli bir zaman da geçmişse umutsuzluk duygusudur. Tabii, bu umutsuzluk birdenbire ortaya çıkmamıştır. Çiftler belli ayları, hatta yılları cinsel birleşme deneyerek ama sonrasında gerçekleştiremeyerek geçirdikleri için umutsuzluk, başarısızlık ve karamsarlık biriktirmişlerdir. “ Herkes yapıyor ama sanki biz hiç yapamayacağız!” cümlesini sıklıkla duyarım seanslarda. Cinsel birleşme adeta bir türlü geçilemeyen bir sınava dönüşmüştür çiftlerin, özellikle de kadının zihninde!

Psikolog olarak çiftlere motivasyon sağlamak, geleceğe dair onları olumlu biçimde yönlendirebilmek vajinismus terapisinde çok büyük önem taşır. Seansların en başından itibaren başvuran çiftin duygularını dinlemek ve onlarla bir bağ kurabilmek, onların terapi süreci boyunca desteği ve rehberi olabilmek terapi seyri ve sonucu açısından çok olumlu bir fark yaratır. Tedavi başarısı iyi bir psikolog-danışan ilişkisi ile çok ilgilidir. Tedavi, sadece ödevlerin yapılması, psikoloğun kontrol etmesi değildir. Psikoloğun yaklaşımı, ödevleri  yorumlaması, herhangi bir olumsuz gelişmedeki tutumu, çiftin duygularını seans içinde nasıl ele aldığı, tedavinin önemli parçasıdır. Bu nedenlerden dolayı iyi bir cinsel terapi eğitimi almış ve bu konuda uzmanlaşmış bir psikolog’tan yardım alınması yararlı olacaktır.

İyi bir cinsel terapist, vajinismus tedavisini yürütürken, çiftin cinsel hayatının diğer bölümleri hakkında da bilgi toplar ve çiftin doyumlu bir cinsellik yaşamasının önünde başka engeller de varsa o alanda da yardımcı olur.  Vajinismus tedavisinin yanı sıra, çiftin haz aldığı,  kaygı ve korkulardan uzakta, açık bir iletişim içinde olduğu bir cinsel yaşam sürmesi sağlanır.

 

İyi dileklerimle,

Uzman Psikolog İlknur Yılmaz

İletişim: Ataköy 9. Kısım D 13-B D:13/ Bakırköy – İstanbul

Tel: 0212 661 78 87, 0212 661 92 66

Evlilik terapisi çiftlere nasıl yardımcı olur?

Bir ilişkide mutsuzluk yaratan çeşitli faktörlerden söz edilebilir. Sadakatsizlik, alkol ve madde bağımlılıkları, iletişim kopukluğu ve saldırganlık bunlardan sadece bir kaçıdır. Partnerler ilişkilerinde mutsuzluğu değil de mutluluğu bulmaya karar verdiklerinde çoğunlukla nereden başlayacaklarını, bunu nasıl başaracaklarını bilemez. O ana kadar içlerinde biriken olumsuzlukları bir kalemde silip atmak oldukça zor gelir. Birbirlerine bir süredir yaşadıkları olumsuz duyguların etkisiyle bakmaya alışmışlardır çünkü. İlişkinin ne kadardır devam ettiği, birbirlerini ne kadar uzun zamandır tanıdıkları da sorunları hemen çözebilmelerinde etkili olmaz. Bulundukları nokta çok karışık gelir, sanki çıkmaz sokakta gibi hissedilir. Bu bağlamda, profesyonel bir yardım almak çoğu çift için sorunların rahat bir biçimde çözülebilmesi için önemli bir adım olmaktadır.

Evlilik terapisi çiftlerin sorunlarını net bir biçimde görebilmelerine ve birbirlerini anlamalarına yardımcı olur. Üzerinde çatışma yaşanan konu ne olursa olsun iki taraf da kendi duygusunu (kırgınlık, üzüntü, öfke gibi) çok yoğun yaşayacağından, birbirlerinin perspektifini anlamaları bir hayli güç olur. Bu noktada, terapist adeta bir tercüman görevini üstlenir. Sadece sorunların farkına varılması ve tespit edilmesi çözüm için yeterli olmaz. Bu sadece bir başlangıçtır. Objektif bir bakış açısına sahip, tamamen tarafsız bir uzman görüşü ile beraber sorunlar çözümlenmeye başlar,  “anlaşma” ve “uzlaşma” zemini yavaş yavaş sağlanır. Evlilik terapisti iki kişiye de eşit mesafede bulunarak, çiftler için rehberlik yapar, terapi sürecinde ilişkilerini yeniden yapılandırmalarını sağlar. Böylelikle, çiftler eskisinden çok daha sağlam ve yakın bir ilişkinin kapısını aralar.

Terapist mevcut çatışmalar ve ileride yaşanabilecek çatışmaların nasıl çözülebileceğine dair beceri ve yöntemleri sunar ve çiftin uygulamasını sağlar. Etkili iletişim yöntemlerini öğrenen ve başarıyla uygulayabilen çiftler duygu ve düşüncelerini nasıl ifade edebileceklerini öğrenmenin yanı sıra, karşılarındaki kişinin farklı düşünüp hissedebileceğini bilir. Bu kabul ile birlikte, çiftler daha rahat ve huzurlu hisseder ve bu da birbirlerine duydukları yakınlık hissini artırır. Başarılı bir terapi süreci yaşayan çiftler birbirlerinin farklılıklarını kabul etmeyi, çözüm bulmayı ve sağlıklı biçimde tartışabilmeyi öğrenir.

Evlilik (çift) terapilerinde her çift için özel bir yol izlenir ve ilk seanslarda birlikte bir yol haritası belirlenir. Sorun alanları tespit edildikten sonra terapi süreci başlar ve sorunlarını çözümlemek için isteği olan her çift, bir kaç seans sonrasında, hem kendilerine, hem partnerlerine, hem de ilişkilerine farklı bir gözle bakmaya başlar. Evlilik terapisinin en keyifli yanlarından biri de süreçtir. bu alanda uzmanlaşmış bir klinik psikolog ya da psikiyatrist yapıcı ve onarıcı üslubuyla, çiftlerin ilişkilerini keyifli, mutlu ve huzurlu hale getirmelerini sağlar, bu alanda değişik yöntemlerden faydalanır ve ev ödevleri verir. Bir başka deyişle, terapi süreci sadece sorunlara odaklanılan kısır ve sıkıcı bir süreç değil, çiftlere özel mutluluk anahtarlarının sunulduğu keyifli bir süreçtir de aynı zamanda.

 

İyi dileklerimle,

 

Uzman Psikolog İlknur Yılmaz

Vajinismus

Vajinismus, cinsel birleşme denendiğinde vajina girişindeki kasların istemsiz kasılmasıdır. Kadının kendisini bilinçli bir şekilde kasması söz konusu değildir, onun kontrolü dışında kasılmalar olmaktadır. Kasılmalara ek olarak, yoğun korku duyguları da görülebilir.

Ülkemizde vajinismus olgularına sıklıkla rastlanır. Vajinismusun arka planında yatan faktörler arasında, cinsel birleşmeye dair korkular, yanlış bilgiler, kulaktan kulağa aktarılan abartılı hikayeler, tabular, kızlık zarına ait verilen aşırı önem ve psikolojik nedenlerden  söz edebiliriz.

Cinselliğin yasak, ayıp, günah olarak görülmesi ve bu konuda erken yaşlardan itibaren doğru bilgilerin aktarılmaması cinsel birleşmeye dair bir korku zemini hazırlayabilir. Tüm hayatı boyunca cinsel içerikli eylemlerden kaçınması beklenen bir kadından ilk gecesinde çok rahat olmasını beklemek de kendi içinde çelişkili bir durum olmaktadır.

Vajinismus tedavisinde bilimsel yöntemlerle %90ların üzerinde başarı şansı elde edilebilir. Tedavinin içeriğinde cinsel bilgilendirme ve yanlış inanışların düzeltilmesi çok önemli yer tutar. Bunun yanı sıra, vajinal kasılmalarla kişinin baş edebilmesi için aşamalı bir şekilde plan yapılır ve haftalık ev ödevleri ve takiplerle kişide psikolojik olarak var olan korku, kaygı ve kasılmaların üzerine yavaş yavaş gitmesi sağlanır. Burada şunu vurgulamak gerekir ki, vajinismus psikolojik bir cinsel işlev bozukluğudur ve bu konuda uzmanlaşmış psikolog ya da psikiyatrist tarafından psikolojik yöntemlerle tedavi edilebilir. Bu şekilde yüz güldürücü sonuçlar bu şekilde alınmaktadır.

Ne yazık ki, vajinismusu tek seansta, mucizevi (!) şekilde tedavi edebileceğini söyleyen, bu konuda hastaları duygusal ve maddi anlamda istismar eden kişiler mevcuttur. Yanlış tedavi girişimleri sonucu hastalar daha çok travmatize olup, umutsuzluğa kapılabilmektedir.

Vajinismus tedavilerinde seanslara çiftin birlikte gelmesi, sorunu birlikte sahiplenmeleri açısından  önemlidir. Bu süreçte partner desteği olan kadınların tedavileri çok daha başarılı olmaktadır. Tedavi süresince eş hem motivasyon sağlar, hem de tedavinin ilerleyen basamaklarındaki ödevlerde katılım gösterir.

Cinsel terapilerde çiftin cinsel yaşamı bir bütün olarak ele alınır. Kademeli ev ödevleriyle cinsel birleşme yaşamaları hedeflenirken, cinsel konularda güçlü bir iletişimi, hazza dönük,  doyumlu bir cinsel yaşamı olan çiftler olmaları sağlanır.

Uzman Klinik Psikolog İlknur Yılmaz

Mutlu evliliklerin ardındaki sır: Eşinizle aynı takımın oyuncusu olduğunuzu unutmayın!

istock_handsBirçok kişi evliliğe adım atarken, yaşanılan romantik duyguların da etkisiyle, “Bizim birbirimize olan duygularımız o kadar güçlü ki, biz hiçbir sorun yaşamayacağız, her zorluğu yenebiliriz, uğraşmamıza gerek bile kalmaz” diye düşünür. Ancak, zaman ilerledikçe, çevremizde hiçbir şeyi statik, durağan tutamadığımız gibi, evliliklerde de her şeyi ilk günkü gibi tutabilmek oldukça güçleşir. Hem kadın, hem de erkek cephesinde değişen ihtiyaçlar, arzular, istekler neticesinde çatışmalar kaçınılmaz olur. Eğer bu çatışma(lar) iyi ve etkili bir biçimde çözümlenemezse, bu durum kronik ve sancılı bir gerilime, öfke patlamalarına neden olabilir ve bir zamanlar ideal sıfatıyla tanımladığınız eşiniz ve evliliğiniz, yerini türlü olumsuz tanımlamalara bırakır.

Bir terapist olarak, sorunlarını “Sen haksızsın, ben haklıyım” tavrıyla ele almak yerine, “aynı takımın oyuncuları” gibi birlikte ele alan ve eşit derecede emek, çaba sarfeden çiftlerin daha mutlu ve sağlıklı evliliklere sahip olduklarını görürüm. İki taraf için de tatmin edici, mutlu ve huzurlu bir evliliğin anahtarının, sorunlara, anlaşmazlıklara ve çatışmalara sevgiyle ve destekleyici biçimde, bir takım arkadaşı gibi yaklaşmak olduğunu anlatabilmek ve bunu çiftlerin hayatlarına uygulayabilmelerini sağlamak, birçok evliliğin seyrinin olumlu anlamda değişmesine neden oluyor.

Takım çalışması becerilerinden yoksun çiftler, para, cinsel yaşam, duygusal ve sosyal paylaşımlar, akrabalarla ilişkiler, çocukların yetiştirilmesi, ev işleri gibi evlilik hayatına ilişkin birçok konular üzerinde, kendilerini çoğunlukla hep aynı tartışmaları yaparken, sürekli karşı tarafa atak yaparken bulurlar. Bu yaklaşım ile sorunlarını çözebilmeleri tabii ki mümkün olmaz ve kendilerini bu kısır döngüden kurtaramadıkları takdirde evliliklerinde açtıkları yara gittikçe derinleşir.

• Eşinizle sağlıklı iletişim kurabilmeniz,
• İstediğiniz şeyleri birbirinize açık ve net ifade edebilmeniz,
• Zararlı alışkanlıklarınızın üstesinden gelebilmeniz,
• İşe yaramayan katı tutumlarınızdan kurtulabilmeniz,
• Gerçekçi olmayan aşırı beklentileri törpüleyebilmeniz,
• İlişkinizi canlı ve yeni tutabilmenin yollarını öğrenebilmeniz

sayesinde, yani ilişki becerileri uygulayarak, mutlu bir evliliğinizin olmasını sağlayabilirsiniz.

İyi iletişimi olan ve sorunlarını çözerken “birlikte” hareket eden her çift sevgi ve saygı dolu, huzurlu bir evliliğe sahip olabilir. Bu tarzı benimsemiş olan çiftler:


• Ortak mutlulukları hedefler.
• Sorunlardan kaçmak yerine, onlarla yüzleşir.
• Birbirlerinin duygularını, isteklerini ve ihtiyaçlarını önemserler.
• Düşüncelerini ve duygularını rahat bir şekilde paylaşırlar.
• Birbirlerini her konuda destekledikleri ve yüreklendirdikleri gibi, güven ve huzur da sağlar.
• İlişkilerinden keyif alır.

Yaşam boyu sürecek bir ilişkide, her çift birçok sorunla karşı karşıya gelir. Aile yapılarının, deneyimlerin, eğitim durumlarının, evliliğe dair sahip olunan değerlerin ve inançların ve daha bir çok özelliğin farklı olması nedeniyle tartışmalar, çatışmalar yaşanabilir. Bu çok normal bir durumdur; asıl mesele, bu farklılıkların aynı potada nasıl eritildiğidir. Eğer her tartışmada bir kazanan, bir de kaybeden aranıyorsa, yani  “takım arkadaşlığı” bakış açısı yoksa, bir süre sonra bu ufak tartışmalar bir güç savaşına dönüşür ve her iki tarafın da yıpranması, ilişkiden kopması ile sonuçlanır.

Evliliklerinizde/ilişkilerinizde hararetli bir tartışmaya girmeye başladığınızı hissettiğinizde, hem kendinize, hem de eşinize/arkadaşınıza şu cümleyi söylemeyi deneyin: “Şu an belki birbirimizi anlayamıyoruz, belki olumsuz duygularımız çok yoğun ama ben seni seviyorum ve bu konuyu “birlikte” halledebileceğimize yürekten inanıyorum.”

Uzm.Psk. İlknur Yılmaz Panik Atak ve psikolojik tedaviler hakkında bilgi veriyor


Uzm.Psk. İlknur Yılmaz Meltem ile Mutlu Yaşam Programında