Yaygın Kaygı (Kuruntu) Bozukluğu

Yaygın anksiyete bozukluğu için halk arasında kuruntu, vesvese veya evham hastalığı diyebiliriz. Kuruntu ya da tasalanma her insanın kendi kafasında oluşturduğu korku ya da kötü bir şey olacağını düşündüğü olayın gerçekleşebilme ihtimaline karşı bedeninde oluşan titreme, nefes almakta zorlanma, çarpıntı, yanma, uyuşma, kontrolü kaybedeceği hissi gibi durumları gün boyu yoğun bir şekilde yaşamasıdır.   Burada önemli olan kuruntu yaptığımız olayın ne kadar gerçekçi bir tasalanma ve ne kadar kontrol altına alınması gereken bir kuruntu olduğunu fark etmemizdir.

Hastalar kendilerinin ya da sevdiklerinin başına gelebilecek kötü şeylerin senaryolarını güvensiz ortam ve acımasız dünyada, olması ihtimal her kötü konuda sanki gelirse benim başıma mutlaka gelir diye düşünüp tüm tedbirleri almaya çalışır. Kontrol edemediğini düşündüğü her durum için ise çok yüksek bir kaygıya girer ve bu durum onu fazlasıyla yorar. Hal böyle olunca kaygının bedende oluşturduğu çarpıntı, titreme, terleme, nefes açlığı, göğüs ağrısı, uyuşma gibi yakınmalardan muzdarip olur.

Evet, tasalanmak gerçek korku ve kaygı duyulan olaylar için tedbir almamıza, savaşmamıza ya da kaçmamıza yardımcı olabilir. Bu da bizi kötü sonuçlardan koruyabilir. Fakat gerçekçi olmayan durumlar için tasalanmak günlük hayat kalitemizi bozup, işlevselliğimizi yitirmemize sebep olabilir.

Bunlara bir örnek verecek olursak diyelim ki çocuğumuz eve gelmesi gereken saati geçirdi. Biz de telefonla ulaşmaya çalıştık ve telefonu açmadı. Evet, bu kaygı için tetikleyici bir durum. Arkasından kafamızda senaryolar kurmaya başladık ve bunlar hep başına kötü bir şeyler gelebileceğine dair düşünceler. Bunu takiben bedenimizde yukarıda bahsedilen yakınmalar başladı ve biz davranış olarak koşuşturmaya, ortalığı ayaklandırmaya başladık, ta ki çocuğumuza ulaşana kadar. İşte bu zincirin bileşenleri kısır döngü gibi her zaman farklı olaylarla da günlük hayatımızı, hep kötü bir şey olacak korkusu ve kaygısı ile geçirmemize neden olacaktır.

Başka örnekler verecek olursak; işimi kaybedeceğim, işlerim yetişmeyecek, eşim kanser olacak, çocuğum sınıfta kalırsa, evime hırsız girecek, telefon bu saatte çalarsa kötü bir şey var demek, annem ölürse ben ne yaparım, ev kredisini ödeyemezsem, sınavı geçemezsem, bana bir şey olursa çocuklarıma kim bakacak gibi birçok örnek sayılabilir.

Burada en önemli şey tehlikenin abartılması ve güvenlikte olma derecesinin küçümsenmesidir. Bu otomatik yanlış düşüncesel çıkarımların sonucu oluşur. Bunlar arasında felaketselleştirme, genelleştirme, ya hep ya hiç kuralı, falcılık, ön yargı sayılabilir. Kuruntu hastalığının genelde nesnesi belli değildir. Yani kişi bu durumu içimde bir sıkıntı var, bunalıyorum, içim titriyor, hep tetikteyim sanki bir anda felaket yaşayacağım gibi tarifler.

Yaygın Anksiyete Bozukluğu Tanı Ölçütleri(Ruhsal Hastalıkların Tanısal ve İstatistiksel El Kitabı 4.Baskı)

A.     En az 6 ay süreyle hemen her gün ortaya çıkan, birçok olay ya da etkinlik hakkında ( işte ya da okulda başarı gibi) aşırı anksiyete ve üzüntü (endişeli beklentiler) duyma.

B.     Kişi, üzüntüsünü kontrol etmeyi zor bulur.

C.     Anksiyete ve üzüntü, aşağıdaki altı semptomdan üçüne (ya da daha fazlasına) eşlik eder(son 6 ay boyunca hemen her zaman en azından bazı semptomlar bulunur). NOT: Çocuklarda sadece bir maddenin bulunması yeterlidir.

(1)    huzursuzluk, aşırı heyecan duyma ya da endişe

(2)    kolay yorulma

(3)    düşünceleri yoğunlaştırmada güçlük çekme ya da zihnin boşalmış gibi olması

(4)    irritabilite( gerginlik, tetikte olma)

(5)    kas gerginliği

(6)    uyku bozukluğu (uykuya dalmakta ya da sürdürmekte güçlük çekme ya da huzursuz ve dinlendirmeyen uyku)

D. Anksiyete ve üzüntü odağı, bir Eksen I bozukluğunun özellikleri ile sınırlı değildir, örn; anksiyete ya da üzüntü bir Panik Atağı olacağı (Panik Bozukluğunda olduğu gibi ), genel bir yerde utanç duyacağı (Sosyal Fobide olduğu gibi), hastalık bulaşmış olma (Obsesif-Kompulsif Bozuklukta olduğu gibi), evden ya da yakın akrabalarından uzak kalma (Ayrılma Anksiyetesi Bozukluğunda olduğu gibi), kilo alma (Anoreksiya Nervozada  olduğu gibi ), birçok fizik yakınmanın olması (Somatizasyon Bozukluğunda olduğu gibi ) ya da ciddi bir hastalığının olması (Hipokondriyaziste olduğu gibi), ile ilgili değildir ve anksiyete ve üzüntü sadece Posttravmatik Stres Bozukluğu sırasında ortaya çıkmamaktadır.

E. Anksiyete, üzüntü ya da fizik yakınmalar klinik açıdan belirgin bir strese ya da toplumsal, mesleki ya da önemli diğer işlevsel alanlarda bozulmaya neden olur.

F. Bu bozukluk bir maddenin (örn; kötüye kullanılan bir ilaç, tedavi için kullanılan bir ilaç) ya da genel tıbbi bir durumun (örn; hipertiroidizm) doğrudan fizyolojik etkilerine bağlı değildir ve sadece bir Duygudurum Bozukluğu, Psikotik bir bozukluk ya da bir Yaygın Gelişimsel Bozukluk sırasında ortaya çıkmamaktadır.
Yaygın Kaygı (Kuruntu) Bozukluğunun Tedavisi

Bu hastalıkta psikoterapi; düşüncesel yanlış çıkarımların, varsayımların, kötü senaryoların, yerleşik inançla ilgili düşüncelerinin yerine olumlu düşünceler ve senaryolar imajına etmeyi, problem odaklı olumlu başa çıkma yollarını kullanmayı, olumsuz otomatik düşünceleri yakalayıp olumluları kullanmayı, olayları gerçekçi zeminde değerlendirip korkunçlaştırmayı bırakmayı hedeflemektedir.

Düşüncesel yeniden yapılandırmada, kişi bu olayları nasıl tanımlandırdığı ve yorumlandırdığının geçerli olup olmadığını değerlendirir.

Tasalanma ile karşı karşıya gelmede bunlarla savaşmak ya da kaçmak yerine kabul ederek alışkanlık sürecine girip senaryoların gerçekleşme durumunun yersiz olduğunu görerek kaygıyı düşürmek amaçlanır. Burada en düşük kaygı doğurandan en çok olana doğru gidilir. Önlem olarak alınan davranışsal ritüelleri kırmak için bunların yerine hoşa giden etkinlikler planlanabilir. Örneğin çocuğunu okuldan her zaman alması gerektiğini düşünen ya da eşini beklerken aşırı kaygılanan ev hanımı güzel bir yemek masası organize edebilir.

Tüm kaygı bozukluklarında olduğu gibi burada da gerginlikten kaynaklı kasılmalar ve huzursuzluk için nefes ve gevşeme egzersizleri planlanır.

Yaygın kaygı bozukluğunda kullanılan ilaçlar ya tek başına ya da hekimin terapi ile birlikte ilacı kullanması ile olur. Kullanılan ilaçlar doktor kontrolünde en az 6-12 ay kullanılmalıdır. Tedavi daha uzun sürebilir ilacın tedavi bitmeden kesilmemesi ve doktor kontrolünde kesilmesi mutlaka gerekir. İlaç kullanım sırasında ki olası yan etkileri doktordan öğrenilir ve görülen yan etkiler doktorla paylaşılır.

Psikiyatrist Uzm. Dr. Zengibar ÖZARSLAN

Panik Atak, Panik Bozukluk ve Agorafobili Panik Bozukluğu Tedavisi

Panik atak aslında bedenimizin anatomik ve fizyolojik olarak sağlıklı olduğunu fakat işleyişin yanlış alarmlarla farklı yollardan uyarıldığı söylenebilir. Yani savunmaya yönelik gereksiz antrenmanların kişi de oluşturduğu sıkıntı, bunaltı, huzursuzluk, tedirginlik, endişe, kaygı, korku, gerginlik ya da siz ne isim verirseniz verin algıda yanlış olan otomatik düşüncelerle oluşur. Bu düşüncelerin değiştirilmesi ve buna bağlı kaçınma davranışlarının mutlaka tedavi edilmesi gerekir.

Tedavi de antidepresanlar ya da psikoterapi tek başına uygulanabilirken ikisinin birlikte kullanıldığı tedavi protokolleri de çok etkilidir.

Panik atakta en önemli şey hastalığın diğer tıbbi hastalıklardan ayırt edilmesi ile başlanır. Bu da tıp doktorunun gözetiminde yapılacak tetkikler ve muayene sonrası uygun tedavinin başlaması ile olur. Hastalar genelde önceden bir dahiliye ya da cerrahi doktoruna başvuru ile gelmiş olabilir ya da psikiyatri doktoruna muayenesi sonrası gerekli tetkikleri ya doktoru ister ya da ilgili branştan destek ister. Daha sonra terapi yönelimli eğitimi varsa ya kendisi yapar ya da uzman klinik psikolog ile birlikte tedaviyi planlar. Psikiyatri doktoru hastanın yaşadığı kaygıyı uygun ilaç tedavisi ile birlikte psikoterapi şeklinde de götürebilir. Bu durum hastanın kaygısının çok üst düzeyde olduğu durumlarda terapinin motivasyonu ve sağlıklı yapılması için gereklidir. Eğer bir psikoloğa başvurulmuş ise psikoloğun danışman bir psikiyatri doktoru ile tedaviyi götürmesi hastanın güvenliği açısından mutlaka gerekir. Örneğin guatr hastalığı, kalp yetmezliği, kalp ritim bozuklukları, astım atağı, kullanmış olduğu ilaçların birbiri ile etkileşimi ya da yan etkileri gibi durumlar; çarpıntı, titreme, nefes darlığı, uyuşma, baş ağrısı, göğüs ağrısı gibi panik atak belirtileri ile karışacağından herhangi bir tıbbi hastalık atlanmış olabilir. Bunun dışında kaygının çok arttığı ilaç tedavisinin de gerektiği terapi koşullarının oluşturulamadığı durumlarda doktor desteği istenmelidir.

Panik Atakta İlaç Kullanımı

Panik atakta kaygı giderici olarak antidepresanlar ve anksiyolitik bazı ilaçlar kullanılır. Bu ilaçlar hastanın yaşına, cinsiyetine, iş durumuna ve varsa başka hastalıktan dolayı kullandığı diğer ilaçlarla birlikte kullanımına göre değişkenlik gösterir.

Uygun ilaç seçimi başlangıç dozundan tedavi dozuna çıkılarak en az yan etki oluşması sağlanır. Kaygı bazı hastalarda kilo alımı bazılarında kilo kaybı oluşturur. İlaç seçimi yaparken bunlara da dikkat etmek lazım. Eğer yaptığı iş dikkat isteyen bir iş ise ilaç seçimi yaparken bu durumun hastaya mutlaka sorulması gerekir. Alkol-madde alımı, hamilelik, bebek emzirme,  karaciğer, böbrek ve kalp-damar hastalıkları varsa bu duruma uygun ilaç seçim yapılmalıdır.

Antidepresanlar etkilerini ortalama iki hafta-bir ay içinde gösterirken yan etki ilk haftalar sonrası çok nadir görülür. İlaç tedavisinde hastalığa direnç gelişmemesi için yeterli süre ilaç kullanılması gerekir. Tedavinin bitmeden ilaç kesilmemesi önemlidir. En az dört ay kullanılması gerekir. Hastalığın seyrine göre ilaç birkaç yıl hatta bazen ömür boyu kullanılması gerekebilir. İlaç doktor kontrolünde azaltılarak kesilir. Aksi taktide birden kesilmeye bağlı ilaç yoksunluk etkileri gözlenebilir. Bunlar huzursuzluk, baş dönmesi, sinirlilik, hastalık tekrarlıyormuş hissi gibi belirtilerdir. Bazen ilacın olası yan etkisi de hastayı kaygılandırabilir. Bu durum da doktoruna yaşadığı yan etkileri mutlaka söylemelidir. Yan etkiler daha çok baş ağrısı, baş dönmesi, bulantı, kabızlık, çarpıntı, ağız kuruluğu, ağızda metalik tat, görme bulanıklığı, cinsel isteksizlik, kilo alımı sayılabilir.

Cinsel işlev yan etkisi kadında isteksizlik, orgazm olmada zorlanma ön planda iken erkekte cinsel isteksizlik, geç boşalma, sertleşme problemi şeklinde olabilmektedir. Bu yan etkiler büyük oranda ilk haftalar sonrası geçmektedir. Eğer devam ederse cinsel işlev yan etkisi olmayan ya da en az olan ilaca geçilebilir.

Kaygı çok ciddi düzeyde ise anksiyolitik (kaygı giderici) özellikteki bazı yeşil reçeteli ilaçlar çok kısa süreli kullanılabilir. Daha sonra antidepresan ilacın kaygı giderici özelliği oluşmaya başlayınca diğer ilacı kesmek uygun olur.

Hasta ve hasta yakınlarının ilaç tedavisindeki en büyük kaygısı antidepresanların bağımlılık yaptığına dair yanlış inanışlarıdır. Bu durum hastaların tedavisini geciktirmekte, hastalığın ilerlemesine ve tedaviye direnç gelişmesine sebep olmaktadır. İlaç çok kolay bırakılabildiği gibi kaygının vücutta oluşturduğu strese bağlı tıbbi hastalıklar için de azaltıcı etkileri vardır. Çoğu mide hastalıkları, cilt hastalıklar, kalp damar hastalıkları stresör faktörlerden etkilendiği söylenebilir. Bu durumda tedavinin önemi daha çok ön plana çıkmaktadır.

Panik Atakta Bilişsel Davranışçı Terapi

Bu tedavide hastaya hastalığın nasıl oluştuğuna dair geniş bilgi verilir. Daha sonra kaygının düşürülmesi için nefes egzersizleri ve kaygıyı oluşturan otomatik yanlış düşünceler yerine olumlu düşünceleri koyarak bunu da davranışçı eylem planları ile savaş ya da savuş ilkesinin savaş kısmını yani olayla yüzleşme ve söndürme ile desensitize (duyarsızlaştırma) tedavisi uygulanır. Psikoterapi olarak birçok teknik uygulanabilir. Bunlar hastanın uyumuna göre anksiyetenin minimuma düşürülmesi ve tekrarlanmasını engellemek adına çok etkilidir.

Panik atak nedir? Neden ve nasıl oluşur?

Panik Atak Nedir?

Panik atak; beklenmedik bir anda, yineleyici şekilde, herhangi bir özgül nesne(köpek fobisi, kan fobisi, yükseklik korkusu vb.) olmadan yoğun kaygı, bunaltıya eşlik eden çarpıntı, titreme, nefes açlığı gibi birçok bedensel yakınmanın eşlik ettiği korku kuşatmasıdır.

Panik Atak Belirtileri Nelerdir?

Yoğun korku ve huzursuzluk duygusu ile birlikte çarpıntı, nefes darlığı ya da boğuluyor gibi olma, göğüs ağrısı-göğüste sıkıntı hissi, terleme, titreme ya da sarsılma, bulantı-karın ağrısı, baş dönmesi,sersemlik hissi, düşecekmiş ya da bayılacakmış gibi olma , gerçekdışılık (derealizasyon)- benliğinden ayrılmış olma hissi (depersonalizasyon) , aklını ya da kontrolünü yitirme korkusu, uyuşma ya da karıncalanma duyumları ,üşüme,ürperme, ateş basması gibi belirtiler mevcuttur. Panik atak diyebilmek için  bu belirtilerin en az 4 tanesi ya da daha fazlası bulunması gereklidir.

Panik Bozukluğu Nedir?

Panik bozukluğu tanısı için başka atakların olacağına ilişkin sürekli bir kaygı, atağın yol açabilecekleri ya da sonuçları ile ilgili olarak üzüntü duyma veya ataklarla ilişkili belirgin bir davranış değişikliği sergileme şeklindeki belirtilerden en az birinin; yineleyen, beklenmedik  panik ataklarının en az bir aylık dönem boyunca izlenmesi gerekmektedir(Mental Bozuklukların Tanısal ve İstatistiksel El Kitabı 4. Baskısı).

Panik Bozukluğu Tarihçesi

Pan, Frigya mitolojisi‘nde kırın ve çobanların tanrısıdır. Bu tanım, Pan’ı doğa ile doğrudan ilişkili kıldığı için pastoral bir nitelik arz etse de Pan’ın bütün mitoslarda yarı keçi yarı insan suretinde tasvir edilmesi onu korkutucu bir figür haline getirmiştir. Öyle ki Pan, kırlarda aniden insanların karşısına çıkıp görüntüsüyle insanları korkuttuğu için panik sözcüğüne de ilham kaynağı olmuştur. Pan, çoban tanrısı olduğu için ürkütücü görüntüsü ile zıtlık arz edecek şekilde kaynaklarda çoğunlukla kırlarda dolaşıp flüt çalan, sevimli bir figür olarak betimlenir.

Panik bozukluğunda oluşan kaygı ve diğer sendrom özellikleri yüzyılı aşkın süredir bilinen tablodur. Da Costa 1871 yılında Amerika iç savaşı sırasında askerlerde efor bağlantısı olduğunu düşündüğü çarpıntı, göğüs ağrısı ve nefes darlığı ile giden ve “irritable heart” adını verdiği panik atağı benzeri bir tablo tanımlamıştır.

Panik Atağı Yaşayan Bilir….

Panik atak yaşayan kişi böylesi durumu ilk yaşadığında o kadar dehşete kapılır ki onun yaşadığı korkunun kimsenin anlayamayacağı kadar zor bir durum olduğunu söyler. Evet gerçektende bazı kişilerde bu çok ağır yaşanabilir. Çünkü hem korkunun hem de bedensel yakınmaların bir arada olduğu ve sanki artarak devam eden atağın hiç bitmeyecek ve kişinin kontrol edemeyeceği, çıldıracağı ya da korktuğu şeyin başına geleceği hatta öleceği korkusu,  kaygısı pik yapar.

Panik atağın bu kadar yoğun yaşanmasına karşın tıbbi arayışlar sonrası tüm yapılan tetkiklerin iyi çıkması ve doktorunun bir şeyiniz yok psikolojik demesi hastayı belki o an rahatlatabilir. Atağın tekrarlanması ya da atağın beklentisi hastanın doktoruna güvenini zedeleyeceğinden tekrarlayan hastane başvuruları kaçınılmaz olur. Çünkü hasta yaşadığı her şeyi gerçek zeminde yaşarken sorunun kaynağının psikolojik olduğunu gerçeğe oturtamaz. Elbette hasta burada çok haklı. Çünkü panik atak beyindeki merkezlerin işleyişindeki bir değişiklikle beynin diğer organlardaki işleyişi geçici olarak etkilemesi gibi düşünülebilir.

Panik Atak Nasıl Oluşuyor?

Burada belki söylenmesi gereken bunların organlardaki bozukluklardan kaynaklı olmadığıdır. Ama kaygı, endişe ve korku uyandıran stresör faktörlerin ya da bunların olmadığı ama o an ki  hoş olamayan bedensel duyumun yarattığı kaygı daha sonraki panik atakların oluşacağı beklentisine dönüşebilir. Bu durum beyinde nörotransmitter( beyinde iletimi sağlayan yapılar) dengesizliği yaratarak, beyinden organlara giden iletinin gereği yerine getirildiği için hastada panik atakları oluşturduğu söylenebilir. Bu durumda biraz metaforlar üzerinden giderek anlatmaya çalışırsak daha iyi anlaşılabilir. Örneğin bir apartmanda yöneticinin tatbikat amaçlı yangın alarmına bastığını bu sesi duyan apartman sakinlerinin yangın çıktığı korkusu ile beyninde alarm oluştuğu ve kendini korumak için koşuşturduğunu düşünelim. Buna bağlı kalp çarpıntısı, nefes alma güçlüğü, baş dönmesi, bulantı, titreme ve terleme gibi efor sarf ettiğimizde görülen oksijen ihtiyacının karşılanması durumu yanında, kontrolü kaybedeceği çıldıracağı ve de ölüm korkusunu hissetmesi fakat yangın alarmı olduğunu anladıklarında biraz rahatladıklarını ve bedenlerinden gelen duyumların normale geldiğini yine de içlerinde biraz ürperti kaldığını hayal edebiliriz.

Panik Atağın Sebepleri Nelerdir?

Peki bunu etkileyen sebepler neler olabilir denildiğinde bir çok şey sayabiliriz. Ama bunların en çoğu stres yaratan durumlar ki bunlar önemli yaşamsal ya da travmatik olay dediğimiz boşanma, yakın akraba, aile dostu ya da arkadaş ölümü, kalp krizi geçirmiş, ya da beyin kanaması geçirmiş bir yakının olması ya da duyulması gibi durumlar sayılabilir. Genel tıbbı durum bozukluklarından troid (guatr) bozuklukları, kalp ritim bozukluğu, kalp kapakçık yetmezliği, geçirilmiş kalp ameliyatı ve birçok hastalığa ikincil panik atak gelişebilir. Genetik geçişin yüksek oranda olduğu, kadınlarda daha çok görüldüğü, alkol madde alımı gibi durumların tetiklediği bilinir. Çocukluk çağı travmaları, bastırılmış duygular ya da kendini ifade etme güçlüğü ilerleyen yıllarda etken olabilir. Depresyon, sosyal fobi, özgül fobi (kan görme, yükseklik, asansör, böcek, köpek, uçak vb. korkusu), takıntı hastalığı, kuruntu hastalığı gibi birçok psikiyatrik hastalıklarla birlikteliği bulunmaktadır.

Panik atak bunların hiçbiri olmadan gece uyandıran bir çarpıntı, nefes darlığı, boğuluyormuş hissi gibi belirtilerle beklenmedik bir anda da oluşabilir.

Panik Atak Beklentisi

Panik atağı olan insanlar gergin ve huzursuzdurlar. Hastalar bir etkinliğe başlayacağı zaman aniden son verir ya da tamamlayamaz. Panik ataklarının tetikleneceğini ve korktuğu,  kaygılandığı her neyse başına geleceğini düşünür. Öyle ki cinsel ilişki sırasında heyecanlanacağı ya da yorulacağı, kalp krizi geçireceği düşüncesine bağlı korkusu ile ilişkiye girmekten kaçınır.

Panik bozukluğunda en çok görülen durum kişinin bedenini dinlemesidir. Örneğin; acaba kalbim hızlı mı atıyor, yavaş mı atıyor, farklı mı atıyor, yetersiz mi nefes alıyorum, kolum uyuşuyor gibi, göğsüm sıkışıyor, başım ağrıyor ve sayılamayacak kadar çok çeşitlikte tüm ilgi bedene dönüyor. İşte bu kaçınılmaz panik atak tekrarlarının tetikleyici, döndürülemez belirtilerini oluşturuyor. Panik ataklar ayda birkaç defa ya da gün için de birkaç defaya kadar sıklığı artabilir. Süresi genellikle beş-on dakikada en üst seviyeye çıkar ve ortalama yarım saat de biter. Bazen bu süre bir saati bulabilir ama ataklar arası artçı deprem gibi endişeli gergin bir ruh hali olabilir. İşte bu da bardağı tekrar dolduran ve herhangi bir tetikleyici durumla bardağı taşıran ataklara dönüşür.

Agorafobili Panik Atak Nedir?

Agora kelime anlamı olarak eski yunan döneminin halka açık bir meydanda bazı kararların açıklanması için kullanılan yerlere denirmiş. Kelime bu anlamı taşısa da fobi denen bir şeyden, bir yerden aşırı kaygı duyma, korkma hali aslında kişinin panik atak belirtilerini yaşamaktan korktuğu, çıldıracağını, kontrolü kaybedeceğini, başına bir şey gelirse yardım alamayacağını düşündüğü herhangi bir ortam olabilir.

Panik atakların olacağı beklentisi bir yer, bir mekan ve bu mekanlarda bir şey olursa yardım alamayacağı korkusu kaygısı ya da kaçması zor olacağını düşündüğü bir durum varsa ve bu ortamlardan kaçmaya başlarsa buna agorafobili panik atak denir.

Metroda, uçakta, sinemada,  alışveriş merkezinde, kapalı mekanların kapıya uzak kısmında oturmada, yalnız kaldığında, uzun yola çıkacağında, köprü üstünde kaldığında, banyoda, evde tek kaldığında ve buna benzer birçok yer ve durumda olabilir. Örneğin uzun yola çıkacak kişi yolda başıma bir şey gelirse, kalp krizi geçirirsem, panik atağım olursa bana yardım edecek birini bulamam ve de hastane uzakta kalırsa, beni yetiştiremezlerse bu riski alamam der ve yola çıkmaya cesaret edemez. Aynı şekilde sinemada kapıya uzak bir yerde oturursam, yangın ya da bir izdiham olduğunda buradan çıkamam diye düşünürken bedeninden gelen duyumlar kaygısını kontrol edemeyeceği kadar arttırır ve kişi o ortamdan hemen çıkar ya da kapıya yakın bir yer tercih eder. Bundan kötüsü hiçbir zaman bunları yapamaz ve hep kaçar.

Böyle bir durumda kişi korktuğu durumla yüzleşmekten kaçar. Bu durumda yapacağı iş her neyse yapamaz ve de hayat kalitesi düşmüş, özgüvenin etkilenmiş, işlevselliğin azalmış olduğu, depresyonun da eşlik edebileceği bir hal almış olur.