Evlilikte iletişimin önemi nedir?
Yazan: Uzm. Psk. İlknur Yılmaz 27 Eylül 2011
Kategori: MEDYADA iLKNUR YILMAZ
http://www.doktorsitesi.com/video/evlilikte-iletisimin-onemi-nedir/1579
Tartışmak ne kadar, nereye kadar?
Yazan: Uzm. Psk. İlknur Yılmaz 27 Eylül 2011
Kategori: MEDYADA iLKNUR YILMAZ
Aşağıda, Formsante dergisi’nden Yaprak Çetinkaya’nın, Uzm. Psk. İlknur Yılmaz ile, “ilişkilerde tartışmak” üzerine yaptığı röportajı okuyabilirsiniz.
Sevdiğiniz insanla tartışmaktan değil, yanlış tartışmaktan korkun. Çünkü ortak bir sonuca varmaya odaklanarak tartışan çiftlerin ilişkisi daha sağlam temellere oturuyor, daha kuvvetli ve uzun ömürlü oluyor.
Tartışmak bir ilişkinin kaçınılmazıdır” diyor Uzman Klinik Psikolog İlknur Yılmaz ve ekliyor: “Çok nadir olarak çok uyumlu ve neredeyse hiç tartışmayan çiftler görsek de çoğu zaman tartışmanın olmadığı ilişkilerde sorunların görmezden gelindiğini söyleyebiliriz. Bu durumda sorunlara reaksiyon gösterilmiyor, çözüm yolları uygulamaya dökülmüyor, taraflar kendi içlerine dönüyor ve bir kilitlenme yaşanıyor.” Çok tartışan ya da hiç tartışmayan çiftlerin zamanla bu özelliklerini bir kimlik gibi üzerilerine giydiklerini ve ilişkilerinin “disfonksiyonel” yani fonksiyon gösteremeyen bir hale geldiğini belirten Uzman Psikolog Yılmaz, böyle durumlarda çiftlerin ilişkilerini sürdürseler dahi mutsuzluklarının yüzlerinden okunduğuna dikkat çekiyor. Bu mutsuzluk, kişilerin iş hayatlarına, sosyal hayatlarına ve çocukları ile ilişkilerine de yansıyor.
Peki çiftler arasındaki tartışmaları çeşitlere ayırabilir miyiz? Uzman Psikolog Yılmaz, çiftlerin tartışmalarını çekirdek ailelerin ve çekirdek aile olmayı başaramamış çiftlerin tartışmaları olarak ikiye ayırıyor ve ikinci grubun Türkiye’de çok kalabalık olduğuna dikkat çekiyor. Sosyoekonomik şartlar fark etmeksizin, ülkemizde birçok çift geldikleri aileden tam olarak kopamadıkları, yeni kurdukları ailenin sınırlarını çizemedikleri ve anne babaya karşı halen sorumluluk hissettikleri için sorun yaşıyor. Bu yaşananlar da birçok tartışmanın fitilini ateşliyor.

Tehlike çanları çalıyor mu?
Artık tartışmalarınızda hararetin yükselmesi şiddete dönüyorsa; psikolojik, fiziksel ve cinsel şiddetten biri yada birkaçı devreye giriyorsa, iki taraf da artık evliliklerinin devamı konusunda motivasyon eksikliği hissediyorsa evliliğinizin çatırdamaya başladığını düşünebilirsiniz. En önemli ayrıntı ise; tartışma anında yaşananların uyandırdığı hissin kişiden kişiye değişiyor olması. Her gün tartışan çiftlerden bazıları bu duruma karşı hassasiyet geliştirirken bazıları baş etmekte daha usta oluyor.
Sorunları baştan çözün
www.doktorsitesi.com internet sitesinde benzer soruları yanıtlayan Uzman Psikolog İlknur Yılmaz, çözemedikleri sorunları olduğuna inanan çiftlerin evliliklerinin ilk yılından itibaren terapiye başvurabileceğini söylüyor. Çiçeği burnunda çiftlerin evliliklerini kurtarmak için motivasyonlarının yüksek olduğunu belirten Yılmaz, “Çözemedikleri bazı sorunlar için el ele gelen, birbirlerinin gözünün içine sevgiyle bakan çiftlerin hayatında ufak tefek bazı şeyleri değiştirmeyi başardığımızda harika sonuçlar alıyoruz. Onlara problem çözme yöntemlerini öğretiyoruz. Böylece evliliklerini sağlam bir temele oturtmuş oluyorlar” diyor.
Kavga bir iletişim şekline dönüşüyor
Çiftler arasında incir çekirdeğini doldurmayacak diye tabir edilen sebeplerle de sık sık tartışmalar yaşanıyor. “İki yetişkin insan sudan sebeplerle birbirlerini neden üzüyor?” diye sorduğumuzda, Uzman Psikolog İlknur Yılmaz’ın yanıtı şöyle oluyor: “Bu tür tartışmaların sebebi ya biriktirilmiş ve söylenmemiş sıkıntılar ya da defalarca konuşulmaya çalışılmış ancak çözümlenememiş meseleler oluyor. Kişi çaresizlik noktasına geldiğinde bu tür tartışmalar çıkabiliyor. Kişinin ilişki dışındaki alanlarında yaşadığı stresler de bu durumu tetikliyor. Örneğin bir taraf o gün patronundan kötü davranış görmüşse sudan tartışmaların şiddeti artabiliyor.”
Enerjisi çok yüksek olan öfke ve üzüntü gibi duyguları yaratan sorunlar, çözümlenemediği zamanlar bu iletişim kopukluğu ve bloke edilme hissi kişiyi çaresiz bırakıyor. O yoğun enerjinin bir kanal bulup çıkması gerekiyor. İşte bu durumda da kavga çıkarmak bir iletişim şekline dönüşüyor. Bazen dışarı vurulamayan bu olumsuz enerjiler; depresif sendromlar ya da vücutta ağrılar, gerginlikler olarak kendini gösteriyor.

Unutmayın!
Tartışmalarda en önemli nokta kişilerin karşı taraf için “O benim en sevdiğim kişi. Beni anlamak istiyor” gibi olumlu düşünceler hissetmesi yani ruhsal bir yakınlık duyması. Aksi taktirde dikkat edeceğiniz hiçbir püf noktası fayda sağlamıyor.
Doğru tartışmayı öğrenin
➤ Biriktirmeyin Sorunları biriktirince olumsuz enerjiyi besliyorsunuz ve o da bir gün volkan gibi patlıyor. Buna izin vermeyin.
➤ Etiketlemeyin “Sakar, beceriksiz” gibi suçlayıcı, yargılayıcı sıfatlar kullanmayın. Kendinize dönük cümleler kurun. Var olan sorunun sizin için ne ifade ettiğini anlatın.
➤ Saygılı olun Hakaret içeren, küçümseyici, aşağılayıcı eleştiriler yapmayın.
➤ Dinleyin Karşınızdakinin konuşup boşalmasına izin verin. Bu sırada ses tonu da yükselebilir. Onun sözü bitince siz de her şeyi kendi açınızdan anlatın.
➤ Onun adına konuşmayın Eşinizin beynine girme ihtimaliniz yok. 20 yıllık evli olsanız da onun ne hissettiğini bilemezsiniz. “Sen böyle yaptın, böyle düşünüyorsun” diye üzerine gitmeyin. Kendinize ait duyguları konuşun.
➤ Empati kurun Herkesin aynı duyguları hissedemeyeceğini unutmayın ve karşı tarafa “Senin bulunduğun noktada değilim ama saygı ile karşılıyorum” mesajı verin.
➤ İma etmeyin Söylemek istediğinizi açıkça söyleyin, karşı tarafın imalarınızı anlamasını beklemeyin.
➤ Eski defterleri açmayın Geçmişi hatırlamak sorunu çözümlemediği gibi, var olan soruna da tuz biber eker.
➤ Galip çıkmaya çalışmayın Her zaman haklı olmayı beklemek çok hayalci bir yaklaşım. Önemli olan tartışmanın sonunda ortak bir zemini birlikte oluşturabilmek. Biraz sizin biraz da karşı tarafın beklentilerinde törpülenme olursa haksızlığa uğrama duygusunu yaşamazsınız.
➤ Karşılaştırma yapmayın Eşinizi, arkadaşınızın eşiyle ya da bir başkasıyla karşılaştırmayın.
➤ Şiddete başvurmayın Bir tartışmada hararet artabilir, sesinizi yükseltebilirsiniz ancak kesinlikle şiddetin hiçbir türüne başvurmayın.

Çocuklar da tartışmayı öğrenmeli
Genel kanı, çocukların önünde kavga etmemek gerektiği yönünde olsa da Uzman Psikolog İlknur Yılmaz, çocukların önünde doğru bir şekilde tartışmanın onları hayata hazırladığını söylüyor: “Anne babasının doğru yöntemlerle tartıştığını gören bir çocuk oyun oynarken arkadaşı ile yaşadığı anlaşmazlıkta duygularını nasıl ifade edeceğini öğrenir. Çünkü en doğru öğrenme yolu aile içinde öğrenmektir. Duyguların çocuktan gizlenmesi çocuğun ileride o duyguyla baş etmesini zorlaştırır. Anne babanın tartışmasında ses yükselse de çocuk tartışmanın normal olduğunu, sonunda da kötü bir şey olmayacağını hissetmeli.”
Özel günlerde kavga
Hiç dikkat ettiniz mi, beklentilerinizin en yüksek olduğu günlerde mutlaka bir tartışma patlak veriyor. Doğum gününüzde eşiniz beklediğiniz kadar ilgili olmadığı için kavga çıkarıyorsunuz ya da bir bayram günü aile ziyaretine giderken o size bağırmaya başlıyor. Tüm bunların sebebi özel günlerde beklentilerin artması ve buna bağlı olarak kaygının yükselmesi… Bunu önlemenin en kolay yolu ise böyle günlerde önceden planlar yapmamak, abartılı beklentiler içine girmemek ve günü akışına bırakmak. Bunu başarırsanız yıllar sonra dönüp baktığınızda 30. yaş gününüzdeki gözyaşlarınızı değil, beraber ne kadar çok güldüğünüzü hatırlamanız mümkün.
Vajinismus nedir?
Yazan: Uzm. Psk. İlknur Yılmaz 23 Eylül 2011
Kategori: MEDYADA iLKNUR YILMAZ
http://www.doktorsitesi.com/video/vajinismus-nedir/1575
Vajinismus nasıl tedavi edilir?
Yazan: Uzm. Psk. İlknur Yılmaz 23 Eylül 2011
Kategori: MEDYADA iLKNUR YILMAZ
http://www.doktorsitesi.com/video/vajinismus-nasil-tedavi-edilir/1576
Beden algı bozukluğu
Yazan: Uzm. Psk. İlknur Yılmaz 10 Eylül 2011
Kategori: DANIŞMAN HEKİMİMİZ UZM. PSİKİYATRİST DR. ZENGİBAR ÖZARSLAN'IN MAKALELERİ
Aşağıda, Beden Algı Bozukluğu üzerine, Formsante dergisinin Ağustos 2011 sayısında, Yaprak Çetinkaya tarafından hazırlanan yazıda, psikiyatri danışman hekimimiz Psikiyatrist Dr. Zengibar Özarslan’ın uzman görüşünü okuyabilirsiniz:
Ayna Ayna Neden Hep Kusurlarımı gösteriyorsun bana?
Takıntı haline getirdiğiniz ve saklamaya çalıştığınız ufak tefek kusurlarınızı başkalarının gözüne sokanın aslında kendiniz olduğunuzu fark ettiğinizde özgüveninizi yeniden kazanıyor, aynalarla barışıyorsunuz. Bunu kendi başınıza yapamayacağınızı hissediyorsanız bir uzmandan yardım almaktan çekinmeyin. Çünkü siz de Dismorfobi hastalığının pençesinde olabilirsiniz…
Banyodan çıkarken, evden dışarı adım atmadan önce ya da önünden şöyle bir geçerken; aynada özellikle baktığımız bir yerimiz mutlaka oluyor. Bazılarımız burnumuzu, cildimizi, kulaklarımızı, kimimiz de kalçamızı ya da bacaklarımızı, nasıl görünüyor diye incelemeye doyamıyoruz. Çok güzel bulduğumuz için değil, beğenmediğimiz için tabii ki… Bazı kişilerde ise bu beğenmeme hali takıntıya dönüşüyor, yaşamsal işlevselliği bozuyor. Psikiyatride Beden Dismorfik Bozukluk olarak adlandırılan, Beden Algı Bozukluğu olarak da bilinen bu hastalık her yaştan ve cinsiyetten kişiye hayatı zindan edebiliyor. Hastalığın psikiyatrik tedavisi gerçekleştirilmediği zaman estetik cerrahi de her zaman çözüm olmayabiliyor. Psikiyatrist Zengibar Özarslan ile ilk tanısı yaklaşık 100 yıl önce konulmuş olan Beden Algı Bozukluğu’nun belirtilerini, nedenlerini ve nasıl tedavi edildiğini konuştuk.
Beden Algı Bozukluğu’nu nasıl tanımlıyorsunuz?
Günümüzde birçok kişinin bedeniyle ilgili bazı takıntıları bulunuyor. Ancak kişinin bedeninde gerçekte olmayan, varsa bile çok hafif olan bir kusur anksiyeteye dönüşüyorsa, hayat kalitesini bozuyorsa, işe gitmesini engelliyor, arkadaşları ile ilişkilerini bozuyorsa, sosyal çekingenliğe sebep oluyorsa, bu durum hayatının yüzde 70′ini kapsıyorsa Beden Algı Bozukluğu’ndan bahsetmeye başlıyoruz.
Bu hastalığın kadınlarda daha fazla görüldüğünü düşünmek doğru mu?
Öyle olduğu düşünülüyor ancak istatistiksel bir çalışma yapılsa ortaya çıkan oranların çok da farklı olmayacağı görülür. Erkeklerin takıntıları daha çok boy, cinsel organ boyutu ve kas yapısı ile ilgili oluyor. Kadınlar ise vücudun hemen hemen her bölümünü takıntı haline getirebiliyor. Özellikle yüzün her bölümü, saç ve tüylenme ile ilgili takıntılar fazla oluyor. Daha çok ergenlik ile başlıyor, 25-30 yaş aralığına kadar daha sık görülüyor.
Beden Algı Bozukluğu yaşayan kişilerin ortak özellikleri nelerdir?
Hastaların hepsinde bir sosyal çekingenlik oluyor. Bu da toplum içine çıkınca kusurlarının diğerleri tarafından fark edileceği kaygısından kaynaklanıyor. Ergenlik döneminde genç kızların büyümeye başlayan göğüslerini saklamak için kambur durmaları gibi bu insanlar da bedenindeki kusuru saklamak için çaba gösteriyorlar. Saçıyla ilgili takıntısı olan bir erkek sürekli şapka takıyor, cildini beğenmeyen kadın sürekli fondöten sürüyor, ellerini sevmeyen kişi saklamaya çalışıyor hatta yürüyüşünü beğenmeyen bir kişi insanlar içinde yürümemek için insan içine çıkamaz hale geliyor. Bu durum kişileri bir süre sonra yalnızlığa itiyor. Özgüven eksikliği, başkalarının düşüncelerinden çok fazla etkilenme ve çok alıngan olmak da bu kişilerin ortak özelliklerinden…
Mükemmeliyetçi annelerin takıntılı çocukları
Günümüzde çocukların SBS ve LGS için akademik olarak yarıştırılması gibi bedensel bir yarış da var. Anne-babalar ve özellikle günümüzün mükemmeliyetçi ve ailede gittikçe otoriteleşen anneleri çocuklarına yanlış düşünceler empoze edebiliyor. Eğitim seviyesi ne olursa olsun anneler de etraflarında ve ekranlarda gördüklerinden etkileniyorlar. Sağlıklı bir birey yetiştirmek adına bir çocuğun beslenmesini düzenlemek, onu spora yönlendirmek doğru bir yaklaşım olsa da bunu yaparken başkalarını örnek gösterip “Bak o spora gidiyor, boyu uzadı, vücudu güzelleşti. Senin de gitmen lazım” demek çocuğu rekabete sokuyor ve kaybetme korkusu özgüven eksikliğine neden oluyor.
Bu hastalığın ortaya çıkmasındaki sebepler nelerdir?
Nedenine baktığımızda hem çevresel hem genetik hem de gelişimsel süreçteki bir tablo ile gelişiyor. Daha çok ‘otomatik yanlış düşünce’ dediğimiz şekilde ortaya çıkıyor. Kişinin algısında yanlış birtakım çıkarımlar oluyor. Bunlar, çevreden beslendiği zaman, yani bir aile ferdi, bir arkadaş tarafından da alay ya da eleştiri konusu yapıldığında takıntıya dönüşebiliyor. Örneğin ergenlik döneminde boyu diğer arkadaşlarından daha fazla uzayan genç, aslında uzun boylu olduğu için sevinmesi gerekirken, arkadaşları kendisiyle ’sırık’ diye alay ettikleri için boyunu takıntı haline getiriyor. Aynı durumu yaşayıp takıntı yaşamayan bir genç de olabiliyor. Bu, gencin genetik yapısı, algı düzeyi, çocukluk çağı ve anne-baba ilişkisi ile de bağlantılı bir durum. Örneğin fazla koruyucu bir aile ya da mükemmeliyetçi bir anne bu hastalığın ortaya çıkmasında etkili olabiliyor.
Bu hastaların ayna ile ilişkileri nasıl?
Çok enteresan… İlk başlarda kusurunu takip etmek için sürekli ayna ile ilişki içinde oluyor. Burnunu takıntı haline getirdiğini düşünelim. Profilden sürekli burnuna bakıyor, saçları ile nasıl kapatabileceğini düşünüyor, denemeler yapıyor. Bir süre sonra ise bu kaygı, kendini sevmeme haline dönüşüyor. Bu sefer aynaya bakamayacak şekilde kendini kötü hissediyor, kendini görmeye tahammül edemez oluyor.
Kişi kendi kendini tedavi edebilir mi?
Tedavide farmakoterapi ve psikoterapinin beraber uygulanması gerekiyor. Aksi takdirde atlatmak çok zor oluyor. İlaç desteği ile kişinin kaygılarını azaltıp özgüven anlamında bir yere kadar gelmek mümkün, ancak daha sonra mutlaka psikoterapinin devam etmesi gerekiyor. Çünkü kişide otomatik yanlış düşünceler ön planda oluyor. Bu düşünceler ortadan kalkmadığı zaman tam iyileşme sağlanamıyor. Otomatik düşünce, temel inanca dönüşüyor; ben çirkinim, sevilmiyorum gibi… Esas zor olan bu düşünceyi değiştirmek. Diyelim ki arkadaşları ile bir ortama girdiğinde “Benim sivilceme bakıyorlar” diyecek. Birisinin şaka ile karışık söylediği laftan, “Ben çirkinim, o yüzden bana böyle söyleniyor” diye anlam çıkarıp depresyona girecek. Bu düşünce şekli ömür boyu hayatını çekilmez hale getirecek.
Mutsuz olan soluğu estetik merkezinde alıyor
Estetik ve Plastik Cerrahı Op. Dr. Güner Uysal diyor ki: “Bu hasta grubu beğenmedikleri vücut yapılarında değişiklikler istiyorlar. Fiziki görünüşte hastalarımızın istedikleri değişiklikler, kitle iletişim araçlarından ve yaşadıkları coğrafyalardaki trendlerden etkileniyor. Bu durum, o günler için farklı bir fizik yapı içerisinde olan kişilerin kendilerini beğenmemelerine ve her fırsatta öne çıkarılan bu fiziksel özelliklere sahip olabilmek için olanaklarının tümünü kullanmaya çalışmalarına yol açıyor. Fiziki durumlarında herhangi bir değişime gidemeyenler ise özgüvenlerini yitiriyor, algılarında değişme ve benlik saygılarında düşüş yaşıyorlar. Çeşitli psikolojik sorunlar içinde benlik algısı bozulan gençler giderek kendilerini beğenmez oluyorlar. Biz özellikle beden algı bozukluğu ile ilgili problemleri olan hastaları operasyon öncesinde yapılan konsültasyonlarda saptıyoruz. Bu hastaların beklentilerini ve nasıl bir vücut şekli istediklerini ve bizim kendilerine neler verebileceğimizi görüşmelerimizde uzun uzun anlatıyoruz. Her zaman doğal olan bir vücut şeklinin daha doğru olacağını ve doğal bir görüntünün hiçbir zaman modasının geçmediğini vurguluyoruz. Her koşulda bu beklentilere cevap veremeyeceğimiz hastaları ameliyat etmemenin en doğru karar olduğunu düşünüyoruz. Bu hastaların operasyon geçirmeleri halinde de sonraki dönemlerde mutlaka psikolojik olarak motivasyona ihtiyaçları oluyor.”
Kişi takıntı yaptığı bölgesine daha fazla dikkat çekmiş olmuyor mu?
Terapi sürecinde de bunu işliyoruz. Biz saklamaya çalıştığımız detayı, aslında bir etiket olarak başkalarına okutuyoruz. Kendi etiketimizi oluşturuyoruz, karşı taraf da “O zaman ben de bu etiketi okuyayım” diyor ve daha dikkatli bakıyor. Etiketin yanlış olduğunu fark edebiliyor, “Neden böyle bir etiket oluşturmuş?” diye düşünüyor.
Estetik cerrahi bir tedavi yöntemi midir?
Kesinlikle değil… Ancak bu hastalık sağlık sektöründe ticareti de biraz ön plana çıkarıyor. Çoğu duyarlı estetik cerrahlarımız, kendilerine başvuran hastaların öncelikle psikolojik muayeneden geçmeleri gerektiğini söylüyorlar. Ancak doğrudan “Bunu düzeltebiliriz” diyerek ameliyatı tercih edenler de var. Ancak hastanın psikolojik tedavisi yapılmadığı için ameliyat sonrasında da sonucu beğenmeyebiliyor ya da takıntı bu sefer başka bir organa sıçrıyor. Bu durumda hastalar doktorları da zor durumda bırakıyor. Doktor doktor dolaşıyor bu arada ise fark etmeden kendi bedenine zarar veriyor. Bu nedenle estetik cerrahi alanında belli durumlarda psikiyatrist ile cerrahın kombine çalışması gerekiyor.
YAŞAYANLAR ANLATIYOR
Burnunu beğenmeyen kızım adeta hayata küstü “16 yaşındaki kızım, burnunun çok çirkin olduğunu düşünüyor. Arkadaşlarının kendisiyle alay ettiğini düşünüyorum. Aynaya bakmaktan hoşlanmıyor, banyo yaparken kendini görmemek için aynayı örtüyor. Hafta sonları arkadaşları ile gezmesi için onu destekliyoruz ancak o evde kalmayı tercih ediyor. Bizimle birlikte dışarı çıktığı zaman yabancı kimseyle göz göze gelmemeye çalışıyor ve bütün gün surat asıp oturuyor. Onunla defalarca konuştum, burnunun yüzünü tamamladığını, kendisine yakıştığını hatta ona farklı bir hava kattığını inanarak söyledim. Aile çevremizden onun sevip saydığı, güvendiği kişilere konu hakkında bilgi verdim ve onların da kızımla konuşmalarını sağladım. Ancak hiçbiri fayda etmedi. Hayatının en güzel yıllarında kızımın içine kapanması beni derinden yaralıyor. En sonunda ikna olması için onu bir estetik cerraha götürdüm. Yaşının operasyona müsait olmadığı yanıtını aldık. Gittiğimiz uzman konuya çok anlayışla yaklaştı ve kızıma ikna edici bir konuşma yaptı. Şimdilik biraz daha iyi durumda olsa da 18 yaşını doldurur doldurmaz ameliyata koşmak isteyeceğine eminim.” Sevil, 42, İstanbul

