Dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu (DEHB)

Dikkat eksikliği ve hiperaktivite (aşırı hareketlilik) sık karşılaşılan ve daha çok hareketlenmenin başladığı üç yaşlarında görülmekle birlikte sorumluluk, disiplin isteyen ve düzenli öğrenim için dikkat süresinin gerektiği ilkokul yıllarında tanı konulmaktadır.

Günümüzde tanımlama daha çok dikkat eksikliği ile birlikte aşırı hareketlilik, bir konuya yoğunlaşmakta zorlanan,  öğrenme güçlükleri ve davranım sorunları olan çocuklar olarak belirtilmiştir.

DEHB erken başlangıçlı bir çocukluk çağı nöropsikiyatrik bozukluğudur. Bu çocuklardaki dikkat eksikliği ve hareketlilik ilkokul başlayınca dersi dinleyememe, yerinde oturamama, ders dışı herhangi bir uyarana aşırı ilgi gösterme, kıpır kıpır olma, evde dersin başında oturamama ve çabuk sıkılma gibi durumlar neticesinde ders başarısının düşmesi ve sosyal ilişkilerinin bozulması sonucu aileleri ya da öğretmenleri tarafından fark edilirler.

Dikkat eksikliği hiperaktivitenin üç tipi vardır.

  A-Dikkat eksikliğinin ön planda olduğu tip:

1-Okul ödevinde, çalışmasında ya da diğer etkinliklerde dikkatsizliğinden dolayı ayrıntıları kaçırır ya da hatalar yapar.

2-Sorumluluk ve disiplin isteyen konularda ya da uzun süren oyunlarda dikkatini sürdürmede zorlanır.

3-Kendisi ile konuşulduğunda dinlemiyormuş gibi görünür.

4-Okul ödevini ya da kendisine verilen bir işi tamamlamakta zorlanır.

5-Belirli bir süre üzerinde zihinsel çaba gerektiren oku l çalışması, ev ödevi gibi görevlerden hoşlanmaz, kaçınır, isteksiz davranır.

6-Etkinlik, görev planlamada ve düzenlemede zorluk çeker.

7-Okul araç gereçleri(silgi kalem defter) ya da görev (iş) için gerekli malzemeyi kaybeder.

8-Dış uyaranlarla dikkati hemen dağılır.

9-Günlük hayatında çok unutkandır.

  B-Hiperaktivitenin ön planda olduğu tip:

1-Eli ayağı boş durmaz, oturduğu yerde sabit bekleyemez kıpırdanır.

2-Yerinde oturamaz dolaşma ihtiyacı hisseder.

3-Motor takılmış gibi sürekli gezinir ve koltuk kanepe üstlerine tırmanır, hoplar.

4-Oyun ya da bir eğlence etkinliklerini sakince sürdüremez.

5-Çok konuşur, çok soru sorar, meraklıdır.

C- Dürtüsellik belirtileri:

1-Soru bitmeden cevaplamaya kalkar.

2-Sırasını beklemede zorlanır.

3-Başkalarını rahatsız edecek şekilde oyun bozar, böler.

Dehb tanısı koymak için belirtilerin 7 yaşından önce başlaması, okul ve ev başta olmak üzere en az iki ortamda görülmesi ve süreklilik göstermesi gerekmektedir. Hastalığın ortaya çıkmasında birçok etken söz konusu olabilir. Bunlar genetik geçiş, doğum öncesi ya da sonrası enfeksiyon, doğumsal travmalar ya da yetersiz gebelik bakımı, olumsuz yaşam olayları, travmatik çocukluk çağı öyküsü, toksinler (kurşun zehirlenmesi)  gibi bir çok neden olabilir.

Dehb olan çocuklar bazı bozukluklarla karışabilir ya da birlikte olabilirş. Bunlar; davranım bozukluğu, karşı gelme bozukluğu, öğrenme güçlüğü, tik bozukluğu, kaygı, depresyon, zeka  geriliği, iki uçlu duygulanım bozukluğu gibi hastalıklardır.

Dehb tedavisinde kullanılan ilaçlar dikkat süresini uzatarak ve dürtüselliği azaltarak etkili olmakla birlikte psikososyal  tedavi  aile, okul ve çocuk üzerinde yoğunlaşmaktadır. Davranışçı tedaviler, ödül ve cezaların kullanılması, ders başarısının arttırılmasına yönelik düzenlemeler ve aşırı hareketliliğe yönelik uygulamalar ile kişiler arası ilişkileri geliştirme, özgüveni arttırmaya yönelik destekleyici terapiler etkili yöntemlerdir.

İlaçlar ergenlik ve erişkinlik döneminde de kullanılır ve bağımlılık gelişmez, tolerans oluşmaz. Fakat yanlış bilinen bir durum ilacın bağımlılık yaptığına dair düşüncelerken aslında yapılan çalışmalarda ilaç kullanılmamasına bağlı uyuşturucu bağımlılığı bu çocuklarda daha çok görüldüğüdür. Bunun da sebebi genetik yatkınlık ve zevk veren dürtüsel uyarıcılara yönelme ve çevresel koşulların oluşmasına yol açan ders başarısının düşmesine bağlı okul dışı kalma durumlarıdır.

İlaç kullanımında görülen yan etkiler daha çok mide bulantısı, iştahsızlık ve uykusuzlukdur. Uygun ilaç ve doz ayarlamaları ile yan etkiler minimumda tutulmaktadır.

Dikkat eksikliği ve hiperaktivite  tedavisi çocukların hem kişisel gelişimi ve çevresi ile iletişimi hem de eğitim öğrenimleri için mutlaka gereklidir. Bu konuda aile desteği çok önemlidir.

 Uzm. Dr. Zengibar Özarslan

 

Bir ömür boyu süren ilişkiler için..

Evliliklerde çiftlerin kendilerini birbirlerine ne kadar yakın hissettikleri ve ne kadar bağlı oldukları bir evliliğin uzun süre devam etmesindeki en önemli unsurlardır. Güçlü bir iletişim, çatışmaları yapıcı bir biçimde çözümleme becerileri, ortak paylaşımların, değerlerin varlığı, iki taraf için de tatmin edici bir duygusal yakınlığın bulunması, iyi bir evliliğin temel taşlarıdır. Yapılan bilimsel araştırmalar, maddi olarak iniş-çıkış yaşamayan, çiftlerin geldikleri öz aileleriyle de olumlu ilişkilerinin olmasının da evliliklerin uzun ve mutlu bir şekilde sürmesi ile ilintili olduğunu gösteriyor.

Başarısızlıkla sonuçlanan evliliklere baktığımızda, erken yaşlarda (20li yaşların başları ya da daha erken) yapılan evliliklerin bir risk faktörü olarak karşımıza çıktığını görüyoruz. Erken yaşlarda fiziksel beğeni, aşk gibi kavramlara bağlı olarak evlenme kararı alınabiliyor, ki salt beğeni ve çekicilik gibi özelliklerin iyi ve uzun süreli bir evlilik için yeterli olduğunu söylemek bir hayli güç. Daha ileriki yaşlarda yapılan evliliklerde ise kişiler, kendilerinin ve bir ilişkiden beklentilerinin daha net farkında olmaları durumunda daha sağlıklı kararlar verebiliyor.

Evlilik kararı almada acele etmemek de sağlıklı bir beraberlik için önemli bir unsurdur.  Tanıştıktan kısa bir süre sonra (örneğin 4-5 ayda) evlenme kararı alan kişilerin birbirlerini henüz yeterince  tanıyamamalarından kaynaklanan sorunlar yaşamaları yüksek bir olasılıktır. Birlikte sorun yaşadıkları zaman nasıl ele alabileceklerini bilemeyen, birbirlerinin farklı yönlerini evlilik içinde yeni gören çiftler pek çok çatışmalı duyguyu bir arada yaşayabilir. Bunun sonucunda, alınan evlilik kararı da daha çok sorgulanır.

Beraberliklerde zıt kutupların birbirini çektiği epey yaygın bir yanlış inanıştır. İlk başta kişilerin kendilerinden farklı buldukları karşı cinse dönük bir ilgi ve merakları olur elbette, ancak kendilerine daha çok benzeyen kişilerle kurulan ilişkilerin daha uzun sürdüğü de bilinen bir gerçektir. Yapılan çalışmalar, ilgi alanları, değerler, kişilik özellikleri, tutum, eğitim durumu gibi faktörler açısından benzerlikler gösteren çiftlerin daha mutlu ve uzun süren beraberlikleri olduğunu göstermektedir.

İyi ve kaliteli bir iletişim başarılı bir evliliğin “olmazsa olmazı”dır. İletişim problemleri yaşayan çiftlerin bu anlamda sorun yaşamayan çiftlere kıyasla boşanma oranları daha yüksektir. Sürekli haklıyı haksızı aramak üzerine yapılan tartışmalar; yargılayıcı, eleştirel, duyguları hiçe sayan konuşma biçimi, olumsuz sıfatlarla yapılan hitaplar şüphesiz ki çiftleri birbirlerinden git gide uzaklaştıracaktır.

Bizim de psikoterapist olarak ilişki ve evlilik terapilerinde en çok üzerinde durduğumuz, odaklandığımız konulardan biri de çiftler arasındaki iletişimi geliştirmektir. Evliliklerde ufak tefek gündelik sorunların ele alınması çok gerekli olmamakla beraber, eğer belli sorunlar tekrar tekrar yaşanıyor,  ancak çözümlenemiyorsa, ya da kişiler için önem teşkil eden konular bir türlü konuşulamıyorsa, bunların açık bir şekilde konuşulup, ele alınması gerekir. Çiftlerin düştüğü en büyük yanılgı “Ben söylemeden eşim beni anlasın”  düşüncesidir. Söz konusu 20 yıllık bir beraberlik dahi olsa, partnerlerin birbirlerinin düşüncelerini, ihtiyaçlarını, isteklerini otomatik olarak bilmesi beklenmemelidir. Yetersiz bir iletişim yanlış anlaşılmalara yol açar, bu da gereksiz çatışmalara neden olur. Bu şekilde yaşanan iletişim sorunları zaman içinde çiftlerin birbirlerinden duygusal açıdan uzaklaşmalarıyla sonuçlanır.

 

Mutlu ve uzun süreli ilişkiler kurmanız dileğiyle.. 

Uzman Psikolog İlknur Yılmaz