Siz de bir “mükemmeliyetçi” misiniz?
Yazan: Uzm. Psk. İlknur Yılmaz 25 Haziran 2009
Kategori: UZMAN PSİKOLOG İLKNUR YILMAZ- MAKALELER
- Başarılarınız sizi yeterince tatmin etmiyor mu?
- Bitirilmesi gereken işlerinizi, “En iyisini yapmalıyım” düşüncesi ile hep geciktiriyor musunuz?
- Kendinizi sürekli eleştiriyor, hep olumsuz taraflarınızı mı görüyorsunuz?
O halde siz de bir “mükemmeliyetçi” olabilirsiniz. Mükemmeliyetçi kişiler zor ve yakalanması çok güç hedefler peşinde koşar ve en ufak bir hatayı ne kendilerinde ne de başkalarında kabul eder, tam tersine bunu genel bir başarısızlık olarak görür.
Başarılı biri olmak için mükemmeliyetçilik gerekli midir?
Başarı için mükemmeliyetçiliğin gerekli olduğuna dair yaygın bir yanlış inanış vardır. Oysa, yapılan araştırmalar bunun tam tersini söylüyor, yani mükemmeliyetçi tutumlar başarıyı gölgeliyor! “Başarı odaklı” kişiler, gerçekleştirilebilir hedeflere odaklanır ve o hedefe ulaşırken yaşadıkları sürecin de keyfini çıkarır. Buna karşılık, mükemmeliyetçi kişiler, “kusursuzu” başardığında mutlu olur, başarısızlıklarına, tökezlemelerine tahammül edemez ve böyle durumlarda kendi değerlerini sorgulamaya başlar. Aynı zamanda, çevrelerinde bulunanların da en ufak hatalarına karşı toleransları olmadığı için, sıklıkla “En iyisini ben yaparım, başkalarına güvenmiyorum” düşüncesiyle işlerinin tek yetkili kişisi olmayı tercih ederler. Mükemmeliyetçi kişiler eleştiriye de açık değildir, zira eleştiriyi kendi kişiliklerine mal eder ve bu yüzden hemen savunmacı ve katı bir tutum sergiler. Oysa, başarı odaklı kişiler eleştiriyi kendi gelişimleri için bir fırsat kabul eder ve kendi hatalarından da olumlu dersler çıkararak yoluna devam eder.
Mükemmeliyetçiliğin nedenleri
Şimdiye kadar yapılan araştırmalar mükemmeliyetçiliğin temelinde başarısızlık ve reddedilme korkusu (bu, özellikle çocukluk ve ergenlik dönemlerinde ailenin yaklaşımlarına bağlı olarak gelişir), özgüven sorunları ve siyah ya da beyaz şeklinde “katı” düşünme tarzının olduğunu gösteriyor.
Eğer siz de kendinizi bir mükemmeliyetçi olarak tanımlıyorsanız, bu yönünüzü gözden geçirmeniz faydalı olacaktır, çünkü bu tarz bir eğilim size yarardan çok zarar getirebilir. Bu kişilik profilindeki kişilerin yaşamlarının bir bölümünde ya da genelinde aşağıdaki psikolojik sorunları yaşama olasılıkları hayli yüksektir:
- Depresyon
- Suçluluk duygusu
- Özgüven azlığı
- Motivasyon düşüklüğü
- Obsesif kompulsif davranışlar sergileme
- Yeme bozuklukları
- Uyku bozuklukları
- Yorgunluk, bitkinlik
Mükemmeliyetçiliğinizi nasıl hafifletebilirsiniz?
- Bir süre sadece gözlem yapın; olaylara verdiğiniz tepkilere, kendinizle ilgili beklentilerinize, genel duygusal durumunuza, düşünce tarzınıza dikkat edin, mükemmeliyetçilik eğilimlerinizi fark etmeye çalışın.
- Aşağıdaki soruların cevaplarını bir süre, bir deftere not alın, size destek olacak bir yakınınızla ya da bir psikologla paylaşın:
-Yaşamınızda daha çok hangi alanlarında bu eğilimi gösteriyorsunuz?
-Bu davranış ve düşünce tarzı sizi nasıl etkiliyor?
– -Meli, -malı tarzındaki düşünce kalıplarınız var mı? (Ör: “Girdiğim her sınavı ilk sıralarda kazanmalıyım”, “Her zaman iş yerinde en başarılı eleman olmalıyım”
Mükemmeliyetçiliğinizi törpülemeniz ve daha rahat bir yaklaşımı benimsemeniz için nelere ihtiyacınız var?
- Değiştirmek istediğiniz tüm mükemmeliyetçi düşüncelerinizi ve davranışlarınızı liste haline getirin ve her biri için yeni alternatifler belirleyin.
Ör: “Yaptığım her iş kusursuz olmalı, en ufak hata benim başarısızlığımdır!” düşüncesi yerine “Ben de herkes gibi hata yapabilirim, bu benim başarısız olduğum anlamına gelmez, şimdiye kadar yaptığım ve başardığım pek çok şey var” düşüncesini alternatif olarak belirleyebilirsiniz.
- Mükemmeliyetçiliğin yaşamınıza getirdiği avantajları ve dezavantajları bir liste haline getirin. Böylelikle, belki de, bu eğiliminizin birçok olumsuzluğa bedel olduğunu görebilirsiniz.
- Çevrenizdeki kişileri de gözlemleyin, mükemmeliyetçi olmayan arkadaşlarınız varsa onlardan bu konuda gösterdiğiniz her gelişmeyi size göstermelerini, sizi motive etmelerini isteyin.
Not: Tüm bu yöntemleri uygularken kendinize zaman tanıyın; acele etmeden, farkındalığınızı geliştirerek bu yönde gelişiminize devam edin. Unutmayın, hafifletmeye çalıştığınız şey “mükemmeliyetçiliğiniz”, yani bu süreci de zamanında ve en iyi şekilde (!) bitirilmesi gereken bir proje olarak görmeyin!
Anne-babalar ergenlik dönemindeki çocuklarına nasıl davranmalı?
Yazan: Uzm. Psk. İlknur Yılmaz 12 Haziran 2009
Kategori: UZMAN PSİKOLOG İLKNUR YILMAZ- MAKALELER
Ergenlik dönemi, bir çok aile için sıkıntılı bir dönem olarak değerlendirilir. Ne de olsa, çocuklarının onların her söylediklerini yaptıkları, onlara koşulsuz bağlı kaldıkları o çocukluk dönemi yavaş yavaş sona ermektedir. Artık otoritelerinin eski gücü kalmadığını görmek anne-babalarda bir parça kaygı yaratabilir. Bu dönemde ergenler, bir yandan geçirdikleri fiziksel değişimle, kimlik sorgulamalarıyla baş etmeye çalışırken, bir yandan da, hormonal değişiklikler, entelektüel gelişim gibi faktörlere bağlı olarak, kimsenin, özellikle de anne-babalarının onları anlamadığını düşünebilir. Özellikle bizim ülkemizde, SBS gibi erken yaşta başlayan sınavların beraberinde getirdiği sınav stresi de cabasıdır. Ülkemiz, aslında yaşlarını gerektiği gibi yaşayamayan ergenlerle doludur, ki yukarıda dile getirdiğim değişimlerle birlikte bu ağır gelecek sorumluluğunu da yüklenmek ergenlerimizi epeyce yorar.
Ergenlik dönemine erişmiş bir çocuğunuz varsa, onun, uyguladığınız otoriteye artık uymak istemediğini, bağımsızlık ve özgürlük için taleplerde bulunmaya başlamasını görmek sizi belki endişelenebilir. Eskiden beri uyguladığınız disiplin yöntemlerinin artık eskisi gibi etkili olmadığını gördükçe, çaresizlik duygularına kapılmanız doğaldır. Birçok anne-babanın ergenlik dönemindeki çocuklarıyla yaşadığı çatışma yaratan konulara örnek olarak şunlar verilebilir:
-Arkadaşlık seçimleri,
-Aileyle daha az, arkadaşlarla daha çok zaman geçirilmek istenmesi,
-Okul / sınav başarısı,
-Dışarıda daha çok zaman geçirme isteği,
-Karşı cinsle ilişkiler,
-Giyim tarzı, saç stilleri, (kızlar için makyaj tarzı),
-Sigara, içki gibi zararlı alışkanlıklar.
Görüldüğü gibi, ergenlik dönemi bir çok çözümlenmesi gereken konuyu da beraberinde getirir. Ancak, çocuğunuzun artık farklı ve kendine özgü bir birey olduğunu kabullenerek, tutumlarınızda, tavırlarınızda ve iletişim tarzınızda bazı değişiklikler yaparak bu dönemi sakin ve huzurlu bir biçimde yaşayabilirsiniz.
Ergenlik dönemine özel iletişim anahtarları
· Çocuğunuzla geçirdiğiniz zamanın uzun olmasına değil, nitelikli olmasına özen gösterin.
· Onla sadece problemler ortaya çıktığında değil, her şey iyiyken konuşun; onu ve iç dünyasını tanımaya çalışın.
· Onun duygularına ve düşüncelerine saygı gösterin ve bunları ifade etmesine izin verin. O belki “sizin” çocuğunuz olabilir, ancak sizden çok farklı düşüncelere ve duygulara sahip olması de normaldir.
· Çocuğunuza mümkün olabildiğince çok insiyatif ve özgürlük alanları tanıyın. Özellikle saç biçimi ya da kıyafet seçimleri gibi daha basit konularda, bırakın seçimlerini kendisi yapsın.
· Çocuğunuzun arkadaşlarını tanıyın ve birlikteyken neler yaptıklarını öğrenin. Bu konuda ihmalkar olmamaya çalışın, ve unutmayın ki, çocuğunuzla ilişkiniz sağlam temellere sahipse, zaten açık ve samimi bir iletişim diliniz bulunuyorsa, bu bilgilere sahip olmanız da kolay olacaktır.
· Çocuğunuzun arkadaşlarını evinize getirmesine izin verin ve onları daha iyi tanımaya çalışın.
· İyi bir dinleyici olun ve çocuğunuz size bir şeyler anlattığında, ona her defasında nasihat vermeyin. Çocuklar da, yetişkinler gibi, bazen sadece güvendikleri birisinin onları dinlemesini bekler.
· SBS ve ÖSS sınavlarının oluşturduğu stres ve kaygıyla nasıl baş ettiğine dikkat edin, bu konuda psikolojik destek almayı ihmal etmeyin.
· Sorunları demokratik bir ortamda çözümlemeye çalışın. Çocuğunuz da fikirlerini, düşüncelerini ve duygularını açıkça ifade edebilsin. Siz de ebeveyn olarak duygularınızı, beklentilerinizi ve kabul sınırlarınızı ifade edin ve uzlaşma zemini bulmayı hedefleyin.
· Temel bazı güvenlik önlemleri aldıktan sonra (örneğin güvenli internet erişimi ve TV kanalları seçimleri), onun mahremiyetine saygı gösterin, örneğin odasına aniden girmeyin.
Kısırlık (İnfertilite) yaşayan çiftlere yönelik iletişim ipuçları
Yazan: Uzm. Psk. İlknur Yılmaz 06 Haziran 2009
Kategori: UZMAN PSİKOLOG İLKNUR YILMAZ- MAKALELER
İnfertilite (kısırlık) gibi, stres yaratan yaşam olaylarında, yaklaşım tarzları, sorun çözme şekilleri ve başetme stilleri açısından, kadınlar ve erkekler arasında önemli farklılıklar göze çarpar. Kadınlar çocuk sahibi olamamaya dönük duygularını genellikle oldukça yoğun biçimde dışavurur: Bu konuda konuşmak, arkadaşlarıyla ve eşiyle paylaşmak ister, ağlar, öfkelenir, üzülür.. Erkekler ise sorunlarıyla, çoğunlukla duygusal değil de akıla dayalı yöntemlerle başa çıkar ve bu eğilimleri infertilite sürecinde de kendisini gösterir; eşlerine çözüm önerilerinde bulunarak ya da duygularını kontrol etmelerini önererek destek vermeyi tercih ederler. Eşlerinin duygusal dışavurumlarını aşırı bulabilirler! Her ne kadar bunu iyi niyetle yapsalar da, bu çabaları eşleri tarafından, duygularını hiçe saydıkları, içinde bulundukları durumu önemsemedikleri ya da konuyu kapatmaya çalıştıkları şeklinde algılanabilir. Zamanla, erkekler eşlerine destek gösterme konusunda kendilerini yetersiz hissederek, bu konudan kendileri tamamen uzaklaştırabilir ve bu da daha büyük bir duygusal kopukluğa neden olabilir. Bu nedenle, temel iletişim becerilerini hayatlarına taşıyabilen çiftler, infertilite gibi, kontrolleri dışındaki bir konuda, mutlaka bir çözüm bulma gereksinimi olmadan, birbirlerine daha etkili ve samimi biçimde destek olabilir.
Eğer siz de çocuk sahibi olmak için gayret sarfettiğiniz bir dönem yaşıyorsanız, İletişim becerilerinizi geliştirerek, bu konuda bir psikologtan yardım alarak, eşinizle birbirinizi iyi ve sağlıklı biçimde duymaya, anlamaya başlayabilirsiniz. Böylelikle, aslında her ikinizin de çocuk sahibi olamamaktan farklı şekillerde etkilendiğinizi görmeniz de daha kolay olur. İnfertilite sürecinde sıklıkla birbirinizle ilgili konuları kendi bakış açınızdan anlatıp onaylanmayı bekleyebilirsiniz, ancak bu sizi bir çözüme ulaştırmadığı gibi, bir kısır döngünün içinde tutar. Bunun yerine, birbirinizin duygularını ve düşüncelerini olduğu gibi kabullenip, onları değiştirmeye çalışmazsanız ilişkiniz için olumlu bir adım atmış olursunuz. Çift olarak birbirinize empati yapmayı ve duygularınızı isimlendirmeyi öğrenerek, infertilite sürecinde farklılıklarınızı koruyarak da destekleyici olabildiğinizi görebilirsiniz.
Kadınlar çoğu kez eşlerinin kendilerini, onlar birşey söylemeden anlamalarını, infertilite sürecine dair beklentilerini eksiksiz biçimde yerine getirmelerini, sonsuz empati ile yaklaşmalarını ve duygularını açık bir biçimde anlatabilmelerini bekler. Bu, birçoğumuzun da zaman zaman kendi hayatımızda yaşayabildiği düşünce tuzaklarından biridir; karşımızdaki kişinin bizim zihnimizi okumasını bekleriz, ancak bu koca bir hayaldir! Hiçbirimiz karşımızdaki kişinin zihnini okuma becerisine sahip olmadığımızdan, bu beklenti içerisinde olursak, yaşam boyu hayal kırıklıklarıyla baş başa kalmamız yüksek bir olasılıktır. İşte bu nedenle, kadınların, her konuda olduğu gibi, çocuk sahibi olamamayla ilgili de tüm beklentilerini, ihtiyaçlarını net bir şekilde, ama emretmeden, rica eder bir üslupla ifade etmeleri çiftlerin sağlıklı iletişimi açısından yine başka önemli bir unsurlardan biridir.
İnfertilite sürecine ilişkin duygu ve düşüncelerin ne zaman ve nasıl paylaşılacağı da önemli bir diğer konudur. Bu noktada, eşinizle birlikte ortak bir karar alabilir, paylaşım zamanını ve yerini birlikte belirleyebilirsiniz. Bu paylaşımları yatak odasında ya da yemek masasında yapmamalısınız. Zira, yatak odasındaki paylaşımlar cinsel yaşamlarının spontanlığını, keyfini bozabilir. Aynı şekilde, eşinizle gün içinde bir araya gelebildiğiniz keyifli sohbetler yapma fırsatını bulabildiğiniz yemek masasının da stres yüklü konulardan bağımsız tutulması daha sağlıklı olacaktır. Ayrıca, infertilite odaklı, destekleyici, güçlendirici paylaşımların yanı sıra, ilişkinizin farklı yönlerini keşfetmeye de zaman ayırabilmeniz önemlidir. Beraber gerçekleştireceğiniz keyifli aktiviteler sizi rahatlatacaktır. Örneğin, beraber yürüyüşler yapmak, sinemaya gitmek, doğada gezintiler yapmak, sosyal ortamlarda arkadaşlarınızla birlikte olmak eşinizle birbirinize olan bağınızı daha da güçlendirir.
Unutmayın, tedaviniz nasıl sonuçlanırsa sonuçlansın, eşinizle birbiriniz için her zaman var olmaya devam edeceksiniz ve sevginiz emeğinizle daha da güçlenecektir.

